banner60

30 Yaşında Girişimci Olan Zeynep Özyürek; “İş Kurmak Kendini Bulmaktır”

Girişimci olup kendi fotoğraf stüdyosunu kuran 2 çocuk annesi Zeynep Özyürek’ten mektup var.

30 Yaşında Girişimci Olan Zeynep Özyürek; “İş Kurmak Kendini Bulmaktır”

Girişimci olup kendi fotoğraf stüdyosunu kuran 2 çocuk annesi Zeynep Özyürek’ten mektup var.

Tülay ŞUBATLI
Tülay ŞUBATLI
21 Mayıs 2016 Cumartesi 03:43
30 Yaşında Girişimci Olan Zeynep Özyürek; “İş Kurmak Kendini Bulmaktır”
banner62
Girişimci olup kendi işini kuran kadınların işlerini yürütebilmeleri için bir çok desteğe ihtiyaçları oluyor. Yaptıkları işi pazarlamak, reklamını yapmak, ücretini belirlemek sıkıntı çekilen konuların başında geliyor. Hele bir de sanatsal bir alanda çalışıyorsa, ticaretten uzak biriyse işi daha da zorlaşıyor. İşte Kadınlar olarak girişimci kadınların hikayelerine yer vermemizin bir nedeni bu; kadınları tanıtmak, dayanışma içinde olmak ve onların şirketlerini ayakta tutmalarına katkı sunmak. Girişimci kadınlar ne kadar çok görünür olursa, tanınmaları ve kazançları da artacak, işlerini kapatmak zorunda kalmayacaklar.
Bu küçük açıklamanın ardından şimdi sizleri bize Eskişehir’den yazan Zeynep Özyürek ile tanıştırmak istiyoruz. 
Sanat Tarihi yüksek lisans öğrencisi, 2 çocuk annesi Zeynep Özyürek, 30 yaşındayken kendi şirketini kurdu. Bir yandan yüksek lisans yapıyor, çocuklarını büyütüyor bir yandan da çok sevdiği işi fotoğrafçılığı yapıyor. Zeynep, çektiği fotoğraflarla Doğum/ Düğün hikayeleri anlatıyor. Doğum, doğum günü, mekan tanıtım, düğün, aile hatırası, portfolyo çalışması, ürün tanıtımı hizmetleri, tanıtım filmi, fotoğrafçılık/video eğitimi ve kısa film çalışmaları yapıyor. Ayrıca düzenlediği atölyelerde fotoğrafçılık eğitimi de veriyor.
Zeynep, bir akşam çocuklarını uyuttuktan sonra bilgisayarın karşısına geçti ve İşte Kadınlar’a mektup yazdı. Çocukluğunu, hobilerini, kendini nasıl bulduğunu, işini nasıl kurduğunu anlattı.
İşte Zeynep Özyürek'in mektubu...

ÇOK EĞLENCELİ BİR ÇOCUKLUKTU
3 haziran 1981, Sakarya doğumluyum. 1984'te babamın Ankara'ya tayin olmasıyla Ankara'ya yerleştik.Ankara Sular idaresinin lojmanlarına taşındık, beşevlerdeki. O semte ve çocukluğuma dair anılarım çok net, çok fazla detay hala capcanlı. Anıtkabrin bitişiğinde, balkonumuzdan talim alanları izlenebiliyordu. Eğlenceli bir çocukluktu gerçekten. Ama bir şey diyeyim mi? Bunda fotoğrafların etkisi çok büyük. Yani anılarımın çok canlı olması ve o gün yaşananları hatırlayabilmemde. Fotoğraf çekmeyi çok sevmemden önce ben çok iyi bir fotoğraf izleyicisiyim.  Hem de 4 yaşımdan beri, saatlerce eski albümlere bakarım. Hep hatırlıyorum, annemlerin yatağına dağıtırdım fotoğrafları albümleri, hayal kurup sorular sorardım. Çok soru soruyorum ve etrafı dağıtıyorum diye beni 4 yaşında yer jimlastiğine verdiler, o zamanki adıyla ASU( Ankara Su) spor klübünün minikler jimlastik ekibindeydim.
 
KUTLAMALARDA ELİMDE HEP FOTOĞRAF MAKİNASI OLURDU
İlkokulda Beytepe Kampüsünde yer alan 60. Yıl İlkokulundaydım ve şehirden, trafikten, tehlikeden uzak bir çevrede yaratıcılığımızı zirvede kullanabileceğimiz bir ortamda okudum. Kutlamalarda, özel günlerde elimde hep fotoğraf makinası olurdu ve o 36'lık filmler bana hiç yetmezdi. 1988'de Ankara Devlet Konservatuarı'ndaki bale sınavlarına götürdü annem beni. Torpilimiz yoktu ama jimlastik elbet bir şey katmıştır diye bir şansını denemek istedi annem :) o zaman torpilsiz girmek zordu ve ben tam puanla kazandım baleyi. Ama bir türlü ısınamamıştım. Büyükler bizimle dalga geçiyordu. Alay ediyordu(büyükler 8-9 yaşında). Öğretmenimiz çok sertti, benim canım acımıyordu diye esneklik sınırlarımı baya zorlayıp acıdı dememi bekliyordu bazen.


PUZ PATENİ YAPARKEN HAYAL KURARDIM
Ondan da soğudum ve bu sefer buz patenine başlattılar. Hayatımın en keyifli, heyecanlı ve özgür hissettiren dönemiydi sanırım. Çok fazla da hayal kurardım kayarken. Hala o buz kokusunu hatırlıyorum, BelPa! 5 sene kaydım. O dönem Anadolu lisesine ortaokuldan başlanıyordu ve biz 4. Sınıftan itbaren yarışa hazırlanmak için çok sıkı ders çalışmaya başlamıştık. (Müthiş bir ilkokul öğretmenimiz vardı. Gerçekten şanslıydık. Matematiğe sayesinde bayılıyorduk tüm sınıf.)


9 YAŞINDA PİYANO ÇALMAYI ÖĞRENDİM
Spordan o dönem uzak kaldım. Ama bu sefer çok yoğun müzik vardı hayatımda. Evde klavye, akordeon, mızıka, mandolin bir çok müzik aleti vardı. Bunlarla da çok oynardım ben çocukken. Ve piano çalmayı öğrendim 9 yaşımda. Ortaokulda anadolu lisesi istemiyordum, karar vermiştim, konservatuar okuyacaktım, müzisyen olacaktım. İnanılmaz bir tutku vardı müziğe içimde. John Williams'a hayranlığım çok büyüktü. Hatta tek hayranlık duyduğum sanatçıydı. Film ve oyun müzikleri yapmak istiyordum ben de! Konservatuar sınavını tekrar kazandım ama o yaşımda enstrüman  henüz branşlaştırılmıyor, temel müzik eğitimi ve şan eğitimi ağırlıklı olduğunu görünce ondan da soğuyorum, gitmek istemiyorum, alıyorlar beni. Ben sıkıya gelemiyorum, ailem de ufacık aklına mı uyacağız dememiş, mutlu olmadığım bir şey yaptırmamışlar sağolsunlar. Ama bazen keşke zorla da olsa yaptırsalardı diyorum :) sonra oturup düşününce iyi ki yapmamışlar diyorum :))
 
11 YAŞIMDA GİTAR ÇALMAYA BAŞLADIM
Ortaokulda ingilizce hazırlık okuduktan sonra tüm dersleri ingilizce olan bir elçilik okuluna veriyorlar, yurt dışına gidersek çocuk zorlanmasın diye. Öyle bir ihtimal var o dönem yoğun olarak. Zaten büyük abimi 1985'te eğitim için yurt dışına göndermişlerdi ve o hala orada yaşıyor. Babam müziğe yeteneğim olduğunu görünce 11 yaşımda bana klasik gitar aldı ve ben çok uzun yıllar boyunca gitar çaldım. Hala ara sıra elime alıyorum ve duygulanıyorum.  Lisede müziğe tekrar dönmek isteyince Güzel Sanatlar Lisesi sınavlarına giriyorum. 1997! Babamı kaybettiğim yıl! Benim için en kötü ve en zorlu geçen dönemimin başlangıcı. Ankara'dan taşınıp Çankırı'da Güzel Sanatlar Lisesi okuyorum. Teyzem dışında hiç bir alakamızın, bağımızın olmadığı şehir; Çankırı! Annemle ikimiz tek başımıza kalıyoruz ve öyle zor bir şehir ki, insanı hayattan soğutur özellikle biraz fazla sosyal bir kadınsanız. Sanatla ilgiliyseniz, önyargısı bol, dedikodusu rutin! Bir tek Exit diye bir cafe vardı, gidip rahat rahat gitar çalardım orada. Tam bir Exit'ti Çankırı'da!
 
ÇANKIRI’DA BİLGİSAYAR KULLANAN TEK KIZDIM
Kendimi bu dönem bilgisayar oyunlarına, programlama dillerine ve animasyona kaptırdım. Çünkü gitar "çalan kız" etiketine konu komşu başka etiketler de ekliyordu ve eve kapanmak en güvenlisiydi. Yine o dönem Çankırıda tek "kızdım" bilgisayar kullanan, tamirciye kasayı kucaklayıp götürdüğümde tamirciler hep şaşırırdı ve bu çevrede çok dikkat çekiyordu. En iyisi kendi tamirimi kendim öğrenmekti. 1997-1999 arasında hemüz dial-up bağlantı yeni yaygınlaşırken internetten bolca okuyup öğreniyordum ben. html yazmayı öğrendim kendi kendime. 1999 yılında ilk web sayfamı o zamanki sevgilime yapmıştım, mouseun ardında seni seviyorum yazısı uçuyordu :) photoshop öğrendim, 3d modelleme programlarını öğrendim. Bu arada 4 yaşımdan beri commodore 64 oynayan, yeri gelince kafa ayarı yapan ve Amstrad'da müzik yapmışlığım olduğundan programlama dillerine aşinayım. Dos komutları hepsi hala aklımda! Bilgisayar programlarını çok hızlı öğrenebiliyorum. Çünkü keyif alıyorum.
 
SANAT TARİHİNDE BİLGİSAYAR TAMİR ETTİM
Uzun süre kalitesiz müziğe maruz kalmaktan ben iyice soğudum müzikten ve üniversitede Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi kazandım. Puan sistemi nedeniyle de biraz da mecburen yazdığım bölümdü ama bana çok fazla şey kattı. Hayatımı şekillendirmemde büyük katkısı oldu. Açıkcası üniversite'den bilgisayar bilgim ve tamir yeteneğimle mezun oldum diyebilirim. Hocalarımın gözüne, engin sanat tarihi bilgimden çok, o dönem çok ihtiyaç duyulan bilgisayar tamir ve veri kurtarıcılığımla girdiğimden şüphem yok. Dekanlıktan bile bilgisayar tamiri için çağrılmışlığım var, sene 2000-2004.
 
BABAMIN HEDİYESİ İLK MAKİNAM OLDU
Bu arada fotoğraf çekmeye son hız devam ediyordum. Babamın 1988 yılında Almanya'dan getirdiği Canon AE1'im ve 50mm uzuun yıllar elimden düşmeyen ikiliydi. Hiç bir ayarın ne işe yaradığını bilmeden sadece deneme yanılmayla değerleri öğrenmiştim. Üniversite'de Ertuğrul Algan bana öğretti tüm fotoğraf terminolojisini. Karanlık oda, agrandizör, baskı, banyo,..  Hepsini 2000 yılında öğrendiğim dönemden sonra tutkum boyut değiştirdi ve makinasız hiç bir yere gitmez oldum.
 
FOTOĞRAFÇILIĞI HİÇ DÜŞÜNMEMİŞTİM TA Kİ OĞLUM DOĞANA KADAR
Profesyonel bir meslek olarak fotoğrarçılığı düşünmemiştim çünkü ben yıllarca bilgisayar oyunu yapma hayaliyle yaşadım. Hayatım boyunca o kadar daldan dala atlamalarımın, bunca veriye maruz kalmamın, hepsinde bir aşamaya gelip başarılı sayıldıktan sonra başka bir şeye merak salışlarımın bir anlamı olmalıydı ve bunları bir bilgisayar oyununda birleştirebilirim diye düşünüyordum hep. Çok da inanıyordum taa ki 2010 yılında ilk çocuğumu doğuruncaya dek. Güneş hayatıma girdi ve ben diğer her şeyi unuttum. Yalnızca her gün onun fotoğrafını çektim. Dijital fotoğraf ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla çektiklerimi daha çok insanla paylaşmaya başlamıştım zaten. Ama çocuğumdan önce hiç bir fotoğrafım bu kadar övülmemişti. Artık işin içine tutkudan başka bir şey girmişti sanırım, şimdi tam tarif edemeyeceğim ama duygular daha yoğun ve tesirliydi.


KEDİMİN ADINI ŞİRKETİME VERDİM
2008 yılında evlendiğim yıl aynı zamanda üniversitede misafir öğretim üyesi olarak dersler vermeye başlamıştım. 3 boyutlu modelleme ve temel bilgi teknolojileri derslerini vererek başlamıştım. Sonra kendi branşım olan sanat tarihi derslerine de girdim. 4 sene boyunca derslere gittim ve 2012'de iş kurmaya karar verdim. Eşimin bunda desteği çok büyük. O beni çok teşvik etti ve yapabileceğime inandırdı. Bir kedimiz vardı adı Zoi. İşime de o ismi verdim ve 2012 mayısında Zoi Fotoğraf ve Tasarım işletmesini kurarak ticaret hayatına ilk defa adım atmış oldum. Bir damla anlamam ticaretten. Ürün satmak pazarlamak, kendi reklamımı yapmak bile çok zor geliyor bana. "Profesyonel fotoğrafçıyım" demeye bile utanıyorum diyeceğim ama öyle.
 
KOSGEB DESTEĞİNDEN PİŞMAN OLDUM
Kendimi ticari fotoğrafçı olarak hissedemediğimden uzun bir süre EFSAD bünyesinde projelere katıldım, gezilere gittim. Oradan da edindiğim dostluklar, bilgiler, kıymetlidir benim için. En başta seçici olmayı öğrendim artık. Üniversitenin kulübü ANFO'ya katıldım bir süre. İşi Kosgeb desteğiyle kurmuştum bu arada ama nasıl bir şanssa o dönem bizim danışmanımız olan kişi sayesinde desteğin çoğundan yararlanamadık. Bir kaç sıkıntı yaşadık ve ben bu desteği aldığım için pişman oldum. Almasam süreç daha hızlı ilerlermiş gerçekten. Neyse.
 
HAFTA SONLARI ÇALIŞTIM
2013 yılında maddi olarak çok parlak olmadığından durumum, üniversitede nitelikli personel olarak işe başladım. Özel şirket çalışanı olduğumdan işletmem de devam ediyordu. Hafta sonları fotoğraf hafta içi üniversitede çalışmaya devam ettim.


ÜCRETSİZ ÇOK İŞ YAPTIM
Yaşadığım en büyük zorluk, reklam yapamamak oldu. Bugüne kadar beni internetten bulup gelenler kadar çevreme eşe dosta çok fotoğraf çektim. Ücretsiz çok iş yaptım. 15 dakika davul-zurna çalanlarla aynı paraya tam gün fotoğraf ve video çektiğim bile oldu. Piyasayı bilmemek de var tabi. Kaça yapıyorsun sorusuna cevap verdiğimde genelde fiyatlarımı çok ucuz buluyorlar ama nedense o fiyatta bile benle pazarlık ediyorlar ve ben pazarlıkta hep güçsüz tarafım. Başedemem para konularıyla.
 
İŞE BAŞLARKEN HİÇ PARAM YOKTU
Kosgeb sürecini daha sonra anlatayım çünkü gerçekten bana denk gelen dönemde danışmanımız bize destekten çok köstek oldu. Keşke onlarsız başladaydım bu işe diyorum hep. Bu işe başlarken benim hiç param yoktu diyebilirim. Sadece fotoğraf makinam vardı. Zamanla daha iyi makina, lens, bilgisayar derken teçhizatım tamamlandı.
 
OĞLUMLA BİRLİKTE GÜNEŞLİBULUT BAŞLADI
2014 yılında 2. oğlum Bulut hayatımıza katıldı ve ben #guneslibulutlu fotoğraf serime başladım. Şimdiye kadar o kadar çok bireysel projeye başlayıp yarım bıraktım ki. Çok üzülüyorum, imkanlarım yetersiz kalıyor, zaman yetmiyor, maddiyat gerekiyor derken ertelenmiş bir sürü iş ve hayal birikti hayatımda. Bitirdiklerim de var elbette ama ben kendimi hep eksik gördüm.


KENDİMİ EĞLENDİRMEK İÇİN DE FOTOĞRAF ÇEKTİM
Bu sürede bir çok düğün, doğum, doğum günü, tanıtım filmi, moda fotoğrafı, ürün fotoğrafı, bilimsel araştırmalara destek fotoğrafları çektim. Stüdyo kurdum, denemeler yaptım. Sadece maddi getirisi demedim kendimi eğlendirmek, geliştirmek için de sürekli fotoğraf çektim.
 
BEN HİKAYE ANLATMAYI SEVİYORUM
Ben kendini geç keşfedenlerdenim. 1 Kasım 2015'te üniversitedeki iyi gelirli işimden istifa ettim ve artık tamamen kendimi fotoğrafa vermeye karar verdim. 2 çocuğumla, fotoğrafçı olmak, bir yandan bilgi açlığıyla tez yazmak... Artık kendimi biliyorum, ne istediğimin farkındayım. Ben hikaye anlatmayı çok seviyorum. Bunu da bazen tek kare fotoğrafla, bazen bir kaç dakikalık bir videoyla yapmak, tam da istediğim bu! Aslında geç öğrenen biri olmadım ama kendimi tanımak ve hakkımda bir şeyler öğrenmek çok uzun yıllarımı aldı.
 
STÜDYODA DEĞİL DOĞADA OLMAYI SEVİYORUM
Ben stüdyo fotoğrafçısı olmadığımı, olmak istemediğimi biliyorum. Yapay ışık kullanmayı sevmediğimi biliyorum. Doğada, güneşli ve bulutlu havalarda fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Karda, yağmurda ve rüzgarda daha çok seviyorum. Ya sabahın çok erken saatinde ya da güneş batarken fotoğraf çekmeyi seviyorum. Duygusu yoğun olan, yapmacık ifadeleri olmayan, anlam içerikteki fotoğrafları seviyorum.


GELİNLER POZ VERMESİN DOĞAL OLSUN
Gelin fotoğrafı çekerken, gelinin katalog modeli gibi poz vermesini doğal bulmuyorum. Eşine baksın, onunla konuşsun, sevdiğini gözünden okuyayım, bunu da filme veya fotoğrafa aktarayım istiyorum.


SİZE BİR SIR VERECEĞİM
Size en önemli sırrımı söylemek istiyorum. Ben düğün fotoğraflarını da doğum fotoğraflarını da, 4 yaşından sonra elinden fotoğrafları bırakmayacak olan gelecekte ailenin yeni üyesi olacak miniğe çekiyorum. Benim gibi duygulansın, birbirini çok sevmiş bir çiftin çocuğu olduğu için gururlansın diye. Ya da doğumunda yakınları onu nasıl heyecanla, sevgiyle, yoğun duygularla karşılamış, görsün diye... Hikayesini ve tarifsiz duygularını ömür boyu saklasın, baksın, izlesin diye...
 
İŞ KURMAK KENDİNİ BULMAKTIR
Tavsiyem sadece kendilerini bulmaya çabalasınlar, kendileri mutlu olursa herkes bunu işlerinden anlar, hisseder. İş kurmak sadece para kazanmak değil, kendini bulmaktır da. Sadece maddi kazanç odaklı bir iş insanı köle ediyor, duygularsa özgür bırakıyor. Mutluluk, huzur ve şevk varsa o işte elbet karşılığını alırlar.
 Çok duygulandım yazarken, size teşekkür ediyorum kendimi anlatmama fırsat sunduğunuz için.
 Sevgiler, 


Son Güncelleme: 22.05.2016 16:42
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sirin 9 ay önce

Çok güzel yazmışsınız. Yüreğinize sağlık... Benim gibi kendini tanımaya çalışanlara, güzel bir örnek :)