banner60

Burçin Karababa Türkiye'nin İlk Solucan Gübresi Tesisini Açtı Lider Oldu

ÖZEL HABER/ TÜLAY ŞUBATLI/ Burçin Karababa, kızı için balkonunda organik bitki yetiştirmek isterken girişimciliğe yöneldi. Türkiye’de solucan gübresi üreten ilk kişi oldu. Şimdi çiftliğinde 3 milyar solucanıyla organik tarım sektöründe lider konumda ve O'na “Solucan Kraliçesi” diyorlar.

Burçin Karababa Türkiye'nin İlk Solucan Gübresi Tesisini Açtı Lider Oldu

ÖZEL HABER/ TÜLAY ŞUBATLI/ Burçin Karababa, kızı için balkonunda organik bitki yetiştirmek isterken girişimciliğe yöneldi. Türkiye’de solucan gübresi üreten ilk kişi oldu. Şimdi çiftliğinde 3 milyar solucanıyla organik tarım sektöründe lider konumda ve O'na “Solucan Kraliçesi” diyorlar.

Burçin Karababa Türkiye'nin İlk Solucan Gübresi Tesisini Açtı Lider Oldu
banner62
 
 
Uzun yıllar para pisasasında çalıştıktan sonra bir gün ruhu isyan etti. Önce dalış okulu açtı. Bir süre marinadaki bir teknede yaşadı. Sonra dünyalar güzeli kızı alerji olunca balkonunda sebze yetiştirmeye başladı. Annelik güdüsüyle daha iyisini araştırırken solucan gübresiyle tanıştı. Sonuç o kadar muhteşemdi ki girişimci olup 2005 yılında 150 bin lira sermaye ve 50 solucanla kendi işini kurup bir ilke imza attı ve Türkiye’nin ilk solucan gübresi üreten işletmesini açtı.
O günden bugüne şirketi hızla büyüdü.21 dekarlık bir alanda 4500 metre kare kapalı alana sahip ve arazisi kendine ait Türkiye'nin en büyük ve ilk Solucan Gübresi işletmesi olan Ekosol Tarım ve Hayvancılık A.Ş sektöründe lider konumda. İşte karşınızda sıra dışı girişimcilik hikayesiyle Burçin Karababa
 
Sizi yakından tanıyabilir miyiz? Nerede doğdunuz, nasıl bir ailede büyüdünüz?
1968 yılında Ziraat Mühendisi bir babanın ve zirai ilaç eczanesi olan bir annenin ortanca çocuğu olarak iki kapılı hanın giriş kapısından girerek hayata başladım.  İlkokulu Çankaya İlkokulunda ,ortaokulu Namık Kemal Ortaokulu’nda  ve liseyi Ankara Atatürk Lisesi’nde memur şehri, disiplinin temsili denizi olmayan şehir; Ankara’da okudum. Tek hatırladığım zeki olmayan ama çok çalışkan bir öğrenciydim ve kara kuru bir kızdım.
O günlerden bana kalan tek önemli şey bir kaç dost ve beş sene önce evlendiğim lise aşkım ve şimdiki eşim.  Asi bir ruha sahip olduğumdan mı yoksa bir o kadar duygusal olduğumdan mı gözlerim hep denizi arar, geceleri Ankara’nın ışıksız alanlarını denize benzetirdim. Bu sevgimden olsa gerek aileme karşı gelerek üniversite tercihlerimin hepsini İstanbul yazdım.  Her yerden, her yeri görünen şehir Ankara’dan ayrıldım. İstanbul Üniversitesi’nde Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nü kazandım ve bitirdikten sonra yine aynı üniversitenin İşletme Fakültesinde İşletme İktisadında Yüksek Lisans eğitimimi tamamladım.
 
FİNANS SEKTÖRÜNDE UZUN YILLAR YÖNETİCİLİK YAPTI
Şimdi bulunduğunuz noktaya gelene kadar yıllara göre, hangi şirketlerde hangi görevlerde bulundunuz?
Dört sene okuduğum jeofizik mühendisliğinde hiç çalışmadım. Boşuna mıydı bilmiyorum ama matematik, fizik analitik zekaya fayda sağladı diye avuttum yıllarca kendimi. Türkiye’nin acı gerçeği. İşletme yüksek lisans eğitimim hayatıma daha çok yön verdi. Uzunca bir dönem para piyasalarında, menkul kıymetlerde yatırım uzmanı,  ithalat ihracat firmalarında finasman departmanlarında üst düzeylerde çalıştım. Yetmedi denize uzaktan bakmak, köprüyü her sabah her akşam geçmek yetmedi, dindirmedi suya olan hasretimi ve bir o kadar da, iş hayatının çirkinliklerini, biryerlere gelebilmek için ödenecek bedelleri kaldırmadı ruhum.
RUHUM İSYAN ETTİ DÖPİYESLERİMİ FIRLATIVERDİM
İmkanım oldukça tüplü dalış yapıyor, kısa süreli misafir olduğum ve
 sakinliğin, dinginliğin huzurun içinde  ve adaletin hakim olduğu deniz altını keşfediyordum. Ve birgün ruhum isyan etti. Takım elbiselerimi, döpiyeslerimi fırlatıverdim bedenimden. Bir dalış okulu açarak Antalya Kemer’e yerleştim. Bartın Kurucaşile’de ahşap 16 metre bir dalış teknesi yaptırdım. Dalış eğitmeni olarak yanımda 7 eğitmen dalgıç çalıştırarak, 1999 yılına kadar bir şort bit t-shirt ve bir boxer köpek ile orada yaşadım.
Zor günlerim de oldu, kolay günlerim de. Kemer’de yaşadığım dönemde bir süre marinada teknede yaşadım.  Sevilmedim, bir kadın olmamdan, böyle bir iş yapmamdan, bekar olmamdan vs vs.  Ne zaman fırtına olsa ne zaman marinada bir olumsuzluk yaşansa benden bildiler. Kadın denizde uğursuzluk getirir zihniyeti meğer korsanlardan bu yana değişmemiş..
 
KIZIMIN BABASIYLA DENİZİN ALTINDA TANIŞTIM
Sonra birgün denizin altında kızımın Babası ile tanıştım. “Kara kedi geçti, aman merdiven altından geçme!” hurafeleri gerçek oldu ve ben denizde bulduğum bir şeyi( kızımın babasını)  karaya çıkarttım ve yeniden kaçtığım şehre Ankara’ya yerleştim. Ben Ankara’yı terkedeli yıllar olmuştu. Kızgındı bana sanırım. Dar etti bana o şehri. Ve evliliğim ancak iki sene sürdü. Ama bu evlilikten 2000 yılında Derinsu adını verdiğim ismi kadar derin bir kızım oldu. “Bir kadın ancak Anne olduğunda anlar annesini“ derlerdi gülerdim. Öyleymiş. Anne olunca, anne gibi kokunca insan annesini özlermiş meğer ve anlarmış. Ve ne yazık ki kızımın beni anlaması, onu ne kadar sevdiğimi bilmesi, her ne yapıyorsam biraz bencillikten biraz onun için yaptığımı idrak etmesi için önümde yıllar var.  
SEBZE MEYVEDEKİ KİMYASAL KALINTI ALERJİ YAPTI
Kızımı 18 ay anne sütü ile besledim. Hem anne sütünün bebek için öneminden hem de küçücük bir şeyin sana bu kadar her yönüyle bağlı olmasının verdiği muhteşem histen sanırım. Kızım allerjik bünyeli bir çocuktu. Anne sütünü kestikten sonra yediği gıdaların çoğuna vücudu reaksiyon veriyordu. Uzun araştırmalar sonunda sebze ve meyvelerin üzerinde kalan kimyasal kalıntılara (zirai ilaç, gübre, hormon vs) karşı reaksiyon verdiği tespit edildi. Tölerans limitleri düşükmüş.
KIZIMIN ORGANİK SEBZE MEYVEYLE BESLENMESİ GEREKİYORDU
Doktoru bana organik gıdalarla beslemem gerektiğini söyledi. Doğal yaşam, köy hayatı, keçi sütü falan tamam da, ya gelir? Boşanmış bir kadındım, iş hayatı yeterince bir dul olarak zordu. Bir terasım ve bir balkondan ibaret tarlam, çoktan terkettiğim ve sırf kızgınlığından beni yanına almış karanlık şehir Enkara (Ankara), ziraat mühendisi ama zooteknist bir baba, beni çok seven bir anne ve organik ile beslenmesi gereken ve adı Derinsu olduğu halde Ankara’da yaşamak zorunda olan biricik kızım ile başbaşaydım. Neydi bu Organik durumu? Benim yetiştirdiğim şey organik mi olacaktı? Bu kadar dar bir alanda yani balkonum ve terasımda kızıma sebze yetiştirebilir miydim? Yoksa bir köye mi yerleşmeliydim? Milyonlarca soru vardı kafamda. Tek bildiğim birşeyler yapmalıydım. İnternete “ dar alanda yüksek verim” diye yazdıkça kimyasal gübre siteleri çıkıyordu karşıma. O zamanlar marketlerde organik reyonlar veya organik pazarlar da yoktu. Yabancı sitelere bakmaya başlayınca karşıma worm casting , vermikompost, solucan gübresi çıktı. Güldüm elbet. “Solucan neki gübresi ne kadar olsun” dedim. Ama hayatı akışına bıraktığınızda, rüzgara karşı yürümeye kalkmadığınızda hayat su gibi yolunu buluyor. Ben gülüp geçtikten kısa bir süre yani birkaç gün sonra hastane cihazları sattığım şirkette bir iş arkadaşım bana bir sepet dolusu sebze meyve getirdi. Öyle aromatik öyle güzeller ve öyle lezzetliydiler ki. Moldova’dan ailesinin gönderdiğini söyledi. O da Derinsu için bana getirmiş. Sebzelerden bahsederken” bizim oralarda tarım zor, alan dar biz solucan gübresi ile yetiştiriyoruz herşeyi “ deyiverdi.  
 
SOLUCAN GÜBRESİNİ BİLEN YOKTU
Bir hafta içinde ikinci kez solucan gübresi ile karşılaşıyordum. Yine oturdum bilgisayarın başına nereden bulurum bu gübreyi diye araştırdım. Tarım Bakanlığına, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne gittim. 70’dan yıldan beri gelişmiş tarım ülkelerinde üretilen ve kullanılan bu gübreyi bilen yoktu. Bir de dalga geçtiler benimle. İyiki de geçmişler. Anne olunca üstünü örttüğüm ve yok saydığım asi ve inatçı tarafım (Oğlak Burcuyum) yeniden dünyaya geldi. Gübreden vaz geçtim solucanı nasıl bulurum diye araştırmaya başladım. Solucan Gübresi üretiminde kullanılan bu solucanlar özel solucanlardı. Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde Valilik ve Kaliforniya Üniversitesinin ortak çalışması ile laboratuvar ortamında evsel atıkları değerlendirmek ve geri dönüşüm sağlamak için yetiştirilmiş özel solucanlardı. Eisenia Foetida. (Kırmısı Kaliforniya Solucanı). Yurt dışından bu tür maması ile beraber canlı hayvan girişi yasaktır. Bir ara gidip Amerika’dan alsam yutarak mı Türkiye’ye soksam mı diye düşünmedim değil.
50 SOLUCANLA AKVARYUMDA GÜBRE ÜRETTİ
İşte bu solucanlara nasıl ulaşırım diye araştırırken Hürriyet’te mini minnacık bir haber gözüme ilişti. Antalya’da bir iş adamı (Nazmi Acar) solucandan gübre üretiyor diye. İşte nasıl isimlendirirseniz isimlendirin, İster Allah deyin, ister Tanrı ,ister evren, ister enerji. O büyük güçten doğru ve içten, sevgi ile birşey isterseniz muhakkak cevabı gelmesi gereken zamanda geliyor.
50 adet solucanı Nazmi Bey’den aldım. Mutfağımdan çıkan organik atıkları bu solucanlara yedirerek akvaryumda gübre üretmeye başladım. Onlar çoğaldıkça çoğaldı. Ben gübre ürettim. Terasım balkonumda kızıma sebze çorbası, sebze içeren birçok gıdayı yetiştirdim. Şimdi şükür çok sağlıklı. Onun rahatsızlığı bir hayra sebep oldu. Kızım ben ve solucanlarımız ve elbette köpeklerimiz ile bir dünya yarattık. Biz büyüdük, Solucanlar çoğaldı.
 
Şirketinizi kurmaya nasıl karar verdiniz?
Sürüngen de olsalar, nedense bana hayvanlar insanlardan daha güvenilir gelmişlerdir. Hiç bir hayvan zevk için başka bir hayvana zarar vermez. İyi insanları tenzi ederek söylüyorum bu daha çok iki ayaklı hayvanlara has bir özellik. Solucanlarım çoğaldıkça çoğaldı. Ankara nüfusu hızla artıyordu. Ankara beni sevmedi ben Ankara’yı yine tilki gibi Kürkçü dükkanına yani İstanbul’a döndüm. Profesyonel iş hayatına yeniden dönmek zorundaydım. Para kazanmak, geçinmek, kızımı okutmak yani hayatta kalmalıydım. Evimdeki banyolardan biri tamamen solucanlara aitti. Çok da hijyen bir kadın olmadığım için ben bir sakınca görmüyordum. Ama banyom, balkonum, apartmanımın bahçesi derken sığmıyordum. Çok değerli insan Bitlis Holding yönetim kurulu üyelerinden Sayın Ahmet Bitlis bana kendisine ait Ballıca Köyünde bir araziyi bila bedel tahsis etti. Hem çalışıyor hem de solucanlarıma bakıyordum. Artık gübre çıkartıyor ve köydekilere veriyordum. Sonra bir baktım Solucan Gübresini kullanan bir daha bir daha istiyor. Sebzelerinde, meyve ağaçlarında ki olumlu değişiklikleri anlata anlata bitiremiyorlar. İşte ondan sonra bu gübreyi endüstriyel bir boyutta üreterek Türk tarımına kazandırma kararı aldım. Ve ilk solucan ailem bana geldikten 8 yıl sonra EkosolFarm markası doğdu.
 
ŞİRKETTE 3 MİLYAR SOLUCAN ÇALIŞIYOR
Şirketinizde toplam kaç kişi çalışıyor. Çalışanlar arasında kadın sayısı nedir? Yönetim kademesinde kaç kadın bulunuyor, oranı nedir?
Sigortasız olarak 2,5-3  milyar kadar solucan, 3 idari, 3 mavi yaka kadın 3 idari 4 mavi yaka erkek, pazarlamada da 5 erkek olmak üzere 18 kişi benim çalışma arkadaşlarım. Her geçen yıl da artıyor. Ama doğrusunu söylemek gerekirse kadın çalışanlarım daha disiplinli, daha dikkatli ve bir o kadar sadıklar.
​2016 YILINDA KAPASİTEMİZİ İKİ KATINA ÇIKARACAĞIZ
Yurtiçi yurdışı talepler nasıl, nerelerden ne kadar talep geliyor? Şirketinizin 2016 hedefleri neler?
Yurtdışından talep var ama biz ancak yurt içine yetiştirmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin her yerinden yoğun talep var. Yoğun olarak Ege bölgesinden talep geliyor. Zeytin, bağ, domates, salatalık, patates, buğday lokomotif ürünler. En çok bu ürünleri yetiştirenlere gübremizi veriyoruz.
2016 yılında kapasite arttırımına gideceğiz. Şu an 21 dönümde 4 bin 500 metre kare kapalı alanda üretim yapmaktayız. 2016’da bir 4 bin 500 metre kare daha kapalı alan yapmayı planlıyoruz.
 
SOLUCANLARIN GÜBRESİ ORGANİK
Bu gübreye neden bu kadar talep var? Özellikleri nedir?
Bu minik canlılar hapşırmaz, öksürmez ve ısırmaz yaratıklardır.
Dişleri olmadığından önüne gelen mamayı sindirim sistemlerine vakumlama yolu ile alır ve mamanın parçalanmasını sindirim sistemindeki enzim ve aminoasitler vasıtası ile gerçekleştiriler. Organik maddece zengin, milyonlarca faydalı mikroorganizma ve faydalı bakteri, enzim ve amino asit içerikli bir gübre dışkılarlar. Sebze meyve üretimi yapanlar birden fazla gübre alacaklarına bir tek EkosolFarm Solucan Gübresi ile ürünlerini sağlıklı bir şekilde yetiştirebilirler.
TÜRKİYE'DE LİDER KONUMDAYIZ
Rakipleriniz var mı, sektörde durum nedir?
Rakiplerimiz var ama maalesef birçoğu merdiven altı üretim yaparak veya son derece ilkel koşullarda üretim yaparak Solucan Gübresine ve kalitesine zarar veriyorlar. Doğru ve kaliteli üretim yapacak tüm üreticiler benim için çok önemli. Çünkü yeni bir ürünü Konservatif bir yapıya sahip bir müşteri grubuna (çiftçiye) tek başına tanıtmak zordu.  Ama şu sıralar artık kalite ön plana çıktı. Tercih edilen ve aranan bir marka olduk. Enerjimizin önemli bir bölümünü kalitesiz üretilen ürünlerin piyasada yarattığı kirliliği temizlemekle geçti. Kalitemizden dolayı Türkiye'de lider konumdayız. Ülkemin güzel  insanları kolaya kaçıp çabuk para kazanmanın yollarını aramaktan ne zaman vaz geçerler, işte o zaman tüketen ve taşeronluk yapan ülke olmaktan çıkar üreten ülke konumuna geçeriz.
       
KADINLAR KOMPOST BOX İLE ATIKLARI GÜBREYE DÖNÜŞTÜREBİLİR
Böyle bir iş yapmak isteyen kadın girişimcilere önerileriniz neler olabilir, tavsiye eder misiniz?
Çevre bilinci mutfaklarımızın hakimi kadınların elinde olduğu kanaatindeyim. Cam, kağıt, plastik, atık yağ gibi ayrıştırılabilir ve geri dönüştürülebilir tüm atıkların atık konteynırlarına atılması birinci şart ve koşuldur. Evlerimizde çıkan meyve, sebze kabukları, atıkları aslında değerli bir gübreye dönüşebilir. Evlerimizin pencerelerini, balkonlarını muhakkak sardunyalar, menekşeler, yediverenler süslemekte.Tüm yetiştirdiğimiz bitkiler için gübreye ihtiyacımız var ve gübreleri kendimiz üretebiliriz. Solucanlar evsel atıkları sindirim sistemlerinden geçirerek çok çok değerli bir gübreye dönüştürebilir. Solucanların dişleri yoktur. Isırmazlar, bulundukları ortamları terketmezler, terk etseler dahi ışıkla, güneşle temas ettiklerinde kısa sürede ölürler. Evler için koku, sinek oluşturmadan hızla çöplerimiz gübreye dönüştüren sevimli bir sistemdir Kompost Box.  Bu sitem ile başlayıp bu işi yapabilecekler mi test etmelerinde fayda var. 500 solucanı yaşatıp gübre elde eden 5 milyon solucanı da yaşatıp gübre üretir. 550 TL ile bu mini sisteme ulaşabilirler.

Sektörel bazda eleştirileriniz, beklentileriniz neler?
Kadın olmak zaten yeterince zor. Bu zamanda akıllı olmak daha da zor. Öğrendikçe bilinç seviyeniz arttıkça mutsuzlaşıyorsunuz. Böyle bir sektörde hem bir ilk olmak hem hızla büyümek hem gübre üreten bir kadın olmak hem de solucanlarla haşır neşir olmak beni bir hayli zorladı. Müşterilerimin yüzde 99’u erkek. Tarım maalesef Türkiye de çok geri. Yapılacak çok şey var
ÇOCUKLAR İÇİN EKOSOLKIDS VAR
Sosyal sorumluluk alanında çalışmalarınız var mı,​ neler yapıyorsunuz? 
KompostBox ile engelli vatandaşlarımıza evlerinde evsel atıklardan organik gübre üretmeleri ve halk evleri kadın kolları tarafından belediyelerin ortak alanları için bir proje geliştirmiştim. Rehabilitasyon merkezlerine özelliklere çocuklar için yine kompostbox gönderdim. Etkisi büyük oldu. Birçok okulda Kompost Box okul öncesi ve ilkokul düzeyinde geri dönüşüm için çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Bilinçli bir toplum için esas hedefin çocuklar olması gerektiğini düşünüyorum. Bir tohum nasıl ekilir, filizlenir, büyür ve meyve verir? Bunların hiçbirini bilmeyen, bir şehir çocuğu grubu var. Buna önayak olabilmek için EkosolKids adını verdiğimiz, minik bahçıvanlara mini serayı geliştirdik. Eskiden pamukların arasına fasülye koyup, filizlenmesini gözlerdik. Bunu biraz daha profesyonel bir hale getirdik. Biraz da bu set ile çocukları ziraate heveslendirmeyi düşündüm. Gençlerimiz de ziraat mühendisi olmak gibi bir hedef neredeyse yok. Oysa gelişmiş ülkeler geleceğin, gıda ve tarım sektörlerine bağlı olduğunu bildiklerinden bu eğitime çok önem veriyorlar. Düşünün ki Manisa gibi tarımın önde giden bir ilinde var olan üniversite de bile ziraat fakültesi yok.  İşte  ‘’Greenhouse’’ “Mini Sera” “EkosolKids” ile çocukları toprağa özendirmeye çalıştım.  Benim en şirin projemdir.
Bir kadın olarak hayatınızın ve kariyerinizin dönüm noktası hangi olay ya da olaylardı sizi nasıl etkiledi? Kendinizi bir iş kadını olarak nasıl tarif edersiniz?
Çok değişik sektörlerde çalıştım. Ama İstanbul’dan kaçıp kurtulmak için dalış okulu açmam ve yıllarca tek başına bir tekne de yaşamam benim için çok önemli bir deneyimdi. İkincisi de solucan gübresi oldu sanırım. Çok hırslıyım. Sanırım çocukken bana telaffuz edilen sözlerden kaynaklı ”Erkek Fatma, o herşeyi becerir, üstesinden gelemeyeceği şey yoktur” vs. Bu sözler bilinç altımda yer etmiş olmalı ki hep erkeklerin yapmakta zorlanacağı işleri seçtim. Çok titizim ve asla hak yemem.
 
​​Günde kaç saat çalışıyorsunuz, bir iş gününüzde neler yapıyorsunuz, işinizi seviyor musunuz, mutlu musunuz?
Yarı zamanımı evimden uzak geçiriyorum. Ayın 15 günü Manisa’da 15 günü İstanbul’da. Manisa’da olduğum zamanlar 18-19 saat çalışıyorum. Orada olamadığım zaman da yapmam gerekenleri toparlıyorum. İstanbul’da da görüşmem gereken birçok müşterim oluyor onları ziyaret ediyorum. Ama daha çok kızım ve eşime zaman ayırmaya çalışıyorum. Ama işimi ve çalışmayı çok seviyorum. Boş duramam.
İş hayatında yaşadığınız en önemli hata neydi? Bu hatadan hangi dersi çıkardınız?
Bir ara bir bara ortak olmuştum. Çok para kaybetmeme sebep oldu. Bir de bilinçsiz içildiğinde içki şişede, bardakta durduğu gibi durmuyor. Bu işletmede çok şey yaşadım ve gördüm. O zamandan beri alkol almaktan hiç haz etmem.
ERKEKLER DUL KADINI POTANSİYEL OLARAK GÖRÜYOR
Kariyer yaparken bir kadın olarak karşınıza çıkan en önemli engeller nelerdi, nasıl aştınız ya da aşamadınız?
Profesyonel çalışma hayatımın önemli bir bölümü dul olarak geçti. Kadın olduğunuz zaman zaten iş yeterince zor ama üstüne bir de dulsanız çoğu erkek sizi potansiyel olarak görüyor. Daha enteresanı kadınlar da sizi tehdit olarak algılıyor. Nasıl korunacağımı ne yapmam gerektiğini bilemediğim zamanlarım oldu. Kızım 10 yaşına gelene kadar evlenmedim. 45 yıl önceki lise aşkımla evlendim ve şimdi çok mutluyum.
SAÇIMI KENDİM KESER BOYARIM
İş hayatı dışında hafta içi- hafta sonu kendiniz için neler yapıyorsunuz ve ne kadar zaman ayırıyorsunuz?
Aslında kendim için pek birşey yaptığım söylenemez. Kuaföre hiç gitmem. Saçımı kendim keser ve boyarım. Dişlerimi fırçalamak, makyajımı temizlemek ve saçıma fön çekmek dışında kişisel bir bakımım yok. Siyah kahve renkleri, pantolon- ceket giyinmeyi tercih ederim. Spor yapacak hiç zamanım olmuyor. İki haftada bir arkadaşlarımla bir araya geliriz. Dalış yapmak, seyahat etmek, yazmak ve çokça kitap okumak dışında pek bir hobim yok. Son olarak Elif Şafak’ın ‘Ustam ve Ben’ isimli kitabını okudum. En İyi Fil ödülünü alan Spotlight filmini seyrettim. Televizyon seyretmekten hoşlanmıyorum. Ama Endemol Shine yapımın Paramparça dizisini hiç kaçırmıyorum.  
 
BİR KADIN KAFASINA KOYDUĞUNU YAPAR
İş kadınlarına başarılı olabilmeleri için ne tavsiye edersiniz?
Bence bir kadın kafasına bir şey koydu ise muhakkak yapar. Başarı için bence çok zevk alacakları bir işi seçmeliler, o iş hakkında ve genel iş hayatı adına ne varsa okumalılar ve çok çalışmalılar. Her iş çok sermaye gerektirmiyor. Küçük küçük başlayıp büyüyebileceklerine ben önemli bir örneğim. Cesaretleri yok diye birşey olamaz. Bunu kabul etmiyorum. Yaşamak yeterince cesaret gerektiriyor zaten, kadın olmak ta öyle.
ERKEKLER AKILLI KADINDAN ÇEKİNİR, BAKIMSIZ KADINI DAHA ÇOK EZER
Sizce iş hayatında kadınların daha fazla yer alabilmesi, cam tavanların-duvarların ortadan kalkması için neler yapılmalı?
Kadının iş hayatında yer edinmeye çalışması çok önemli. Hak verilmez alınır, hele ki erkek baskın olan bir ülkede yaşıyorsanız. Kadın kendini her yönü ile ifade edebilmeli. Muhakkak maddi imkan sağlayıp bağımlılıktan kurtulmalı. Zarar görüyorsaki Türkiye bu acı hikayeleri çok yaşıyor muhakkak gerekli mercilere başvurmalı. Bunun yanısıra kadın bakımlı olmalı, bakım demek illaki para harcayarak olmaz, moda ile olmaz, estetik ile olmaz, düzgün giyinmek bir ruj, düzgün bir saç da bakımdır bence. Erkekler bakımsız kadınları daha çok eziyorlar. Çünkü kendine çeki düzen veren kadının kendine güveni daha fazla olur ve duruşu değişir. Hele bir de akıllı ise. Erkek akıllı kadından çekinir. Unutmamak gerekki ne erkeksiz ne de kadınsız bir sürdürülebilir yaşam olamaz. Kıymet vermekse hak edene ve iki taraflı olmalı.
 
  
Son Güncelleme: 24.08.2016 13:58
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Barış 9 ay önce

Evet ülkemizde yeni bir sektör ancak piyasada bu işi hakkıyla yapan birçok firma mevcut. Bizden başka kaliteli ürün yapan yok demek çok yanlış. Ayrıca başarılarının devamını dilerim.

Avatar
Yasemin ulu 2 ay önce

Ben böyle bir isle uğraşmak ist. Eşim bana güvenmiyor ben ısrarla bu işi küçük çapta da olsa yapalım diyorum o cesaret edemiyor bize bu konuda fikir yardımında bulunurmusunuz lutfen

Avatar
Esma sagut 8 ay önce

Çok etkilendim takdir etmemek mümkün değil biraz kendimi buldum bu öyküde başarılarının devamını dilerim

Avatar
Zerrin dogruel 8 ay önce

Harika bence denemeye deger