banner60

Kurumsal Moda'nın Coco'su Selda Eruzun İle Tanışın

Washa’nın kurucusu Selda Eruzun, İşte Kadınlar’a girişimcilik hikayesini yazdı.

Kurumsal Moda'nın Coco'su Selda Eruzun İle Tanışın

Washa’nın kurucusu Selda Eruzun, İşte Kadınlar’a girişimcilik hikayesini yazdı.

Tülay ŞUBATLI
Tülay ŞUBATLI
13 Mayıs 2016 Cuma 12:09
Kurumsal Moda'nın Coco'su Selda Eruzun İle Tanışın
banner62
 
 Kadın isterse başaramayacağı iş yok. Örnek mi?  Çok çok var. İşte onlardan biri daha. İstanbul’da 1979 yılında doğan Selda Eruzun, aslen Karadenizli bir ailenin kızı. Daha ilkokuldayken sıra dışı bir kız olmuş Selda, bebeklerinin giysilerini kendisi dikmiş, okullarda dayatılan tek tipçiliğe hep direnmiş. Lisedeyken lacivert üniformasına bolero ve aksesuarlarla renklendirmiş. Okul yönetimiyle başı belaya girse de yaratıcılığından hiç vazgeçmemiş.

Aynı direnişi çalıştığı kurumsal şirketlerde de sürdürmüş. Aykırılığı, içindeki enerjisiyle kabına sığmayan Selda 23 yaşındayken kararın vermiş, zor olanı seçmiş, kendi yoluna çıkmış. O bilinmez yolda bildiği tek şey kendine ve hayallerine olan inancı olmuş. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Piraye Demircan’dan Moda Tasarımı eğitimi aldıktan sonra İstanbul Sanat Akademisi Tekstil ve Moda Tasarımı bölümünü bitirdi.

Garanti Bankası ve Kagider‘in desteği ile kadın girişimcileri desteklemek amacıyla özel hazırlanmış Boğaziçi Üniversitesi Büyem’de girişimcilik üzerine 1 yıllık MBA niteliğinde bir eğitim alan Eruzun Londra’da Russell Square EF International Business Development School‘da İş geliştirme ve international business language ile
ODTÜ’den Prof.Ufuk Batum’dan bir yıllık ücretsiz mentörlük programına da katıldı. Lazcası ‘etki’ anlamındaki bir kelimenin İngilizce karşılığı olan Washa ile Selda Eruzun şirket çalışanlarına kurum imajına uygun renkli özel giysiler tasarlıyor. Bugün artık kurumsal moda dendiğinde ilk akla gelen şirketlerin başında Washa geliyor. Türkiye’de ve dünyada yüzlerce büyük markaya kurumsal moda hizmeti veren Selda Eruzun, uzun ve meşakkatli girişimcilik macerasını İşte Kadınlar için kaleme aldı…


 
NASIL GİRİŞİMCİ OLDUM?
Açılış ve giriş konuşmaları yapmak, bir insanın kendine anlatmaya başlaması her zaman sıkıcı ve zordur… Ama bir yerlerden başlamak gerekiyorsa ve kendi dünyamın pencerelerini aralayacak olursam ilk aklıma gelen “Tutkulu bir yaramaz” olduğumu söylemek  olurdu.. Hayata niye geldik?
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Bize sunulanlar ve söylenenlerin nedenleri, niçinleri? Koşullanma güdüsüne isyanım ve kafamdaki tüm bu soruların  sorgusuna biraz erken yaşlarda başladım.. 11 yaşındayken daha ortaokul dönemlerimde; okul yönetmeliğinin uygun gördüğü iki örgü saç modelinin amacı; kız öğrencilerin saçlarının salkım saçak gezmesini engellemek ise, neden at kuyruğu modelini seçemediğimin hakkını ve mantığını sorgulamak olmazdı diye düşünüyorum. Böyle bir isyankar yapıya sahip olmuş olmak, renklerin ve kumaşlarının büyüsündeki bir karakter olmakla birleşince, tüm okul hayatım  tek tip giysilerin sınırlarına uymuyor almaktan ötürü uyarılara maruz kalmak ile geçti. Pazartesi sabahları benim için diğer arkadaşlarım gibi okul, sınav, sorumluluklar rehafetinden değil, klasik okul giysisi kontrollerine takılıp, yine nasıl bir tacize uğrayacağımın endişesi ile başlardı.
 
GİYSİLERİN DİLİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİYDİ?
Niye bu kadar önemliydi giysilerin dili? Üzerimizde taşıdığımız elbiselerimiz; bize ve karşımızdakilere bedenimizin ötesinde, nasıl mesajlar veriyorlardı da koca koca öğretmenler bu denli delirip bu işe bu kadar güçlü bir enerji ayırıyorlardı? O yıllarda bu sorgularım çok daha isyankar ve gelişmekte olan zihnimin baş edemediği bir sorun olsa da, bugün üniformalar ve doğru giysilerin seçimleri konusunda kurumsal şirketlere danışmanlık yapan ve hayatının geçimini bu yol ile sağlayan bir moda tasarımcı olarak, hadiseyi oldukça ironik buluyorum.


 YAPILMAYA DEĞER HER ŞEY ÇOK ZORDU
Eski tek tip giysi kurallarını çağdaş yenilikler ile yorumlayıp  aksiyona geçirme fikri çok uzun soluklu bir serüvenin sonusunda çeşitli başarısızlıklar, hayal kırıklarının izlerinden sonra gelişti. Nerede yanlış yaptığımı bulmak, yıllarca okul ve iş hayatımda dezavantaj olmuş bir özelliği avantaja geçirmek, değişik fikirleri teşfik eden giysileri profesyonel hayata sokmaya çalışmak ve bu konuda uzmanlığını ilan etmek. Evet! Tüm bunların hepsi  stresle baş edebilme kapasitesime bağlıydı, sabır gerektiriyordu ve çok zordu. Ama şunu çok iyi biliyordum; yapılmaya değer her şey çok zordu. Ama aynı zaman da zor olduğu için de heycanlıydı. Üstelik  giysilerin dili ve renkleriyle aramda gizli bir bağ vardı ve aşkla, sebatla peşinden gidebileceğim bir şey olduğunu çok net görebiliyordum.
 
AVANGART TERCİHLERİM İNSANLARI RAHATSIZ EDİYORDU
Lise öğrenimim sonrasında tam tek tip soğuk ve sıkıcı üniformalardan kurtuldum diye sevinirken büyük bir kurumsal firmada müşteri temsilcisi olarak çalışmaya başladığımda şu giysi hadisesinin gölge gibi tüm insanlık aleminin yakasına takılmış bir gereklilik ve çok önemli bir kural olduğunu fark ettim. Giysilere karşı duyduğum abartılı avangart tercihler, seçtiğim renklerin göz alıcılığı, üzerimdeki gömlek modellerinin farklılığı ve darlığı gibi tüm detaylar insanları rahatsız ediyor ve dikkatlerini dağıtmama sebep oluyordu. Üstlerim benden daha prototip giyinmemi bekliyordu ve iş hayatında yaptığımız işin mesajlarını veren giysilerin giyilmesi gerekliliğini işaret ediyordu. Bunu fark etmek bana farklı bir bakış açısı getirdi. Başarılı olmak için etrafınızdakileri sizin vizyonunuzu, hayal ya da amaçlarınızı, içinizdeki enerjinin doğruluğunu   imajınızla desteklemesi gerekliydi.
 
23 YAŞINDAYDIM VE HİKAYEM YANLIŞ İLERLİYORDU
Hikayem yanlış ilerliyordu. Daha 23 yaşındaydım. Beri yandan okuduğum halde bir iki yıl gibi kısa bir sürede Türkiye'nin en önde gelen prestijli şirketlerinden birinde orta kademede yönetici olmuştum ama fikirlerim ve amaçlarım hep bir üst yöneticimin vizyonuyla sınırlanıyordu. Eğer üst yöneticim yorulmak istemiyorsa, tüm kanallar kapanıyor, geniş düşünme yeteneğiniz zayıflıyordu. Üstelik her gün giyim, kuşam konusunda taciz ediliyordum ve imajım şirket içinde ilerlememe bir şekilde engel oluyordu.


İŞ HAYATIMI 5 DAKİKADA NOKTALADIM
Bir alanda atık tüm alabileceklerimi  almış olduğuma dair inancımla, o yıllardaki şartlara oranla yüksek kazanç, genç yaşta sahip olmuş olduğum yöneticilik pozisyonu ve  bir daha bu kadar iyi şartlarda iş bulamayacak olma ihtimaline rağmen kendime yeni strateji belirlemeye karar verdim...
Ve hemen uygulamaya koydum. Önce getirilerine rağmen, beni o an mutsuz eden, gelişimimi çıkmaz bir sokağa dönüştüren, verdiğim enerjiyi yorgunluğa çeviren iş hayatımın o dönemki seyrini 5 dakikada kapattım. Beyaz bir kağıda atılan bir imza ve son!


 
HER SON YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR
Şimdi nereden öğrendiğimi ya da bana ait bir keşfediş mi anlamıyorum ama hani nasıl derler “Her son yeni bir başlangıçtır” ya... İstemeye istemeye, o gençlikle göz yaşlarıyla  attığım o imza bir son değil, girişimcilik hikayemin doğumu oldu. O tarihe kadar, benim için doğru ama aktarımda yanlış ilerleyen hikayemi, değiştirmeye karar verdim. Elimdeki bana ait verilerden yeni bir hikayeye ihtiyacım vardı ve bunu yaparken o ana gelene kadar engel olan her detayı bulup, üzerinde çalışmam  gerekiyordu.


JETON DÜŞMÜŞTÜ SONUNDA
Evet! Jeton düşmüştü en sonunda. İş yaşamında iletişim sadece raporlar, grafikler, sunumlar ve verilerle ilerlemiyordu. İletişim siz ne söylerseniz söyleyin görünen yüzünüz ve enerjinizle genişliyordu ve insanlar sadece gördüklerine, sizin onlara yansıttığınız enerjiye inanıyorlardı. Üstelik üstümüze giydiğimiz her giysi bizim içimizde yer alan duyguların yansımalarıydı. Örtünmek ve giyinmek arasında önemli farklar vardı. Ve kötü geçen ilk izlenim ardından dünyayı da kurtarsan insanlar için maldın. İnsanlar çok acımasızca bunu 30 saniye gibi kısa bir sürede etiketliyordu ve geri dönüş çok zordu. İşin en tuhafı işinde uzmanlaşmış, çantada keklik satışlar yapan en önemli şirketler dahi imaj konusu söz konusu olunca çuvallıyorlardı.Çok iyi finansal zekası olan yatırımcıların vakitleri ve vizyonları o kadar doluydu ki, başka bir bakış açısıyla bakıldığında çok da önemli olan insan ambalajı hep askıda kalıyordu.
SU HER YERDE SUYDU…
Ayrıca bu iki farklı kültürün hiçbir şekilde kaynaşmayacağına inanıyordu insanlar. Ama ben tüm bu görüşleri alt üst edecek bir gereçeği fark etmiştim.
Su her yerde suydu. Boşa akan hayrattan avucunuz ile içersiniz bedava… Evinizde kendi cam bardağınızla içerseniz 10 kuruş
Bir bakkaldan alır plastik bir pet şişede içerseniz 50 kuruş
Restoranda ayaklı bir cam bardakta içerseniz 2,5 TL
Bir otelde kristal bardakta içerseniz 5 TL'ye kadar çıkabiliyordu.
Su her yerde aynı suydu ama hizmet ve ambalaj değiştikçe fiyat artıyor, ürünün kalitesine değer katıyordu.
Bu bir anlamda şunu işaret ediyordu: Önemli olan ne kadar iyi bir ürünü nasıl bir ambalajda kime nasıl sattığınızdı. İnsanların ambalajları da üzerlerinde taşıdıkları giysiler, o giysilerin renkleri ve kendilerine gösterdikleri özendi.
Üstü başı leke içinde hizmet veren bir servis elemanı müşterilerde işletmenin temizliğinin sorgulamasına neden olurken, özensiz giyimli bir müşteri temsilcisi müşterilerde saygınlık uyandırmıyordu. Eğer bu fikirlerin yer aldığı bir şirket inşa edersem ve bu giysileri üretebilirsem başarılı olabilirdim. Yepyeni benzersiz bir düşler tarlası kurup kendi ormanımda istediğim kadar genişleyip, harcadığım enerji ne kadar güç olursa olsun üstesinden gelebileceğime inandım.
 
 
YOLA İLK ÇIKTIĞIMDA FENA ÇUVALLADIM
Yola ilk çıktığımda fena çuvalladım. Bir girişimci olarak ilk çıkış noktam kurumlara hizmet vermek değildi. “Kurumsal Moda” fikri yola başladıktan sonraki bazı saptamalarımla gelişti. Önümde çok açık bir tablo vardı.
İsteklerim yani hedefim.Yapabilceklerim yani elimdeki malzemeler.
İsteğim içimden gelen özgür bir düşünceyi  kaynak haline getirmek ve profesyonel olmaktı. Evet onu sevmek için yaratılmıştım. Aşkının modasını ve içimdeki renklerin cokusunu taşımak, profesyonel hayatta daha ağır ilerleme sebep oluyordu. Ama elimde bir kaynak vardı. Tasarım söz konusu olunca bitmek bilmeyen düşlerim vardı ve hizmet sektöründen anlıyor, kurumsal iş dilini geçmiş iş tecrübelerimden çok iyi biliyordum.

SÜREÇ ÇOK YAVAŞ VE UMUTSUZ İLERLİYORDU
Düşlerimi gerçeğe dönüştürmek ve bunun onayına ihtiyacım olduğu için önce Mimar Sinan Üniversitesi öğretim görevlisi Piraye Demircan'dan moda tasarımı ve tekstil üzerine eğitim programına katıldım. Ardından İstasyon Sanat Akademisi (Moda Tasarımı) bölümünde eğitim alıp teknik bilgi ve çizim eksiklerimi giderdim. Eş zamanlı olarak yıllarca tekstil alanında hizmet veren aileme ait şirkette vakit geçirip nabız yoklamaya başladım. Süreç çok yavaş ve umutsuz ilerliyordu.
 
HER FİKİR AĞZIMDAN DÖKÜLMEDEN ÖLDÜRÜLÜYORDU
Hiç bir fikrim aile şirketimin sıkıcılığı ve siyah beyazlığından daha kötü olamazdı. Her yeni fikir daha ağzınızdan dökülmeden öldürülüyor, her kaynak ve alışılmışın dışına çıkan maliyet ile örtüştüğü için değer bulmuyordu. Yoluma kendi doğrularımla devam etmeye karar verdim. Yıllardır çalışıyordum. Kısıtlı imkanlarla da olsa bir miktar param vardı. Kendime ait bir moda evi açabilirdim. Soluğu Bağdat Caddesi’nde aldım. Erenköy'den Şaşkınbakkal'a gidene kadar tam 37 moda evi ve benzeri işletmenin hizmet verdiğini ve hepsinin tek bir alanda genişlediğini farkettim. Bir 38’inci moda evine ihtiyaç olmadığı aşikardı ve kesinlikle sırf kadın ağırlıklı, tek bir sarkaçtan ilerlemenin benim pek de tatmin edemeyeceğini görebiliyordum. Benim düşüm de evet renkler vardı ama iş hayatının siyah beyaz bakış açısına rağmen sahip olduğu kaygan zeminin değişkenliği de beni heycanlandırıyordu. Ayrıca oldum olası, kız lisesi, erkek lisesi gibi kavramlardan hoşlanmamışımdır. Evet birbirlerinden farklı özellikleri vardı kadın ve erkeğin ama insan olarak hepimiz bir kabileydik ve bir arada yaşamak zorundaydık. Ayrıca bu tarz ayrımlar yapılmadığında olaya insan olarak bakmaya başlıyordunuz. Evet! Çözümün ne olduğunu bilmiyordum ama sadece kadınlara hizmet veren bir işletme sahibi olmak ve yıl sonlarında mezuniyet kıyafeti dikmek istemediğimi çok iyi biliyordum. Böylece moda evi fikri daha başlamadan kapanmış oldu. Eğitimlerimi tamamlamış belgeli bir moda tasarımcısı olmuştum, üstelik annem yıllarca tekstilin tozunu yutmuş bir kadın girişimciydi, ben moda aşkıyla yanıp tutuşuyordum ama hala sonuç koca bir sıfırdı. Üstelik bildiğim ve uzmanı olduğum tek şey kurumsal hayatta çağrı merkezi yöneticiği yapmaktı. Ama o da içimdeki enerjiye dar geliyor, beni zayıflatıyordu.
 
YENİ DÜŞLER KURDUM, KURUMSAL MODA FİKRİ DOĞDU
Tablonun vahimliği bende yeni yeni düşler kurmama sebebiyet verdi. Bir anlamda imkansızı gerçekleştireceğime inandım. Çağrı merkezi yöneticiliği yaptığım sürede müşterilerimizi kurumsal ve bireysel olarak ayırırdık. Bu şekilde kimin ne istediğini daha iyi anlayabiliyor daha doğru hizmetler ve seçenekler sunabiliyorduk. Bu ayrım bende “Kurumsal Moda“ fikrinin doğmasına sebep oldu. Tüm insanlık aleminin yapacağı gibi önce ailemin fikir ve görüşlerini aldım. Netice tekstilci bir ailenin kızı ve değişen zamanla daha sonra tekstilci bir ailenin gelini olmuştum.
 
SONUÇ YİNE HÜSRANDI…
Sonuç yine hüsrandı. Tekstil piyasası Çin faktörü ile Türkiye'de ölmek üzereydi. Sadece marka olmayı başarmış bir kaç işletme nefes alıyordu ve KOBİ’lerin çoğu gün begün küçülüp tek tek kapanıyorlardı. Üstelik yeni mensubu olduğum eşimin ailesi de tekstil sektöründe 39 yıl hizmet verdikten sonra ikinci kuşağa geçiş sırasında daralan piyasanın da etkisiyle hızla önce küçülmüş ardından kapanıp farklı bir sektöre yönelmişti. Fikir ve görüşlerine ihtiyaç duyduğum büyüklerim 39 yıllık bilgi ve birikimine rağmen başarısızlıkla nihayete ermiş bir tekstil atölyesinin izlerini taşımaktaydı. Ve tekstil ve moda sektörü bu kadar dar bir piyasada nefes almaya çalışırken, benim bambaşka bir yolla, “Kurumsal Moda” fikrimin  gerçekleşmesi imkansız bir düş gibi algılanmasına sebep oluyordu. Hiç denenmemiş bir şeyi denemek, tekstil sektörü haftada 1000 parça malı üretip sattığı halde para kazamaz hale gelmişken, kişiye özel tasarımlar ile 10 ila 15 parça arasında değişen ürünleri üretip, bir de bunları şirketlere satmak gereksiz bir macera ve sürekli değişen hayal gücümün yansımaları olarak yine kotalanmıştı.
 
ZORLUKLARIN ÇIKIŞ NOKTASI NEYDİ?
Ama ben kotolanmaya ve bunlarla mücadele etmeye daha çok küçük yaşlarda öğretmenlerim sayesinde çok iyi öğrenmiş ve bir savaşçı gibi yetiştirilmiştim. Kariyerim boyunca başarılı olduğum ve başarısızlıkla sonuçlanmış her anımın sebeplerini ve nedenleri araştırdım. Ayrıca beni başkalarının beni yönlendirmek, ikna etmek veya beni sınırlamak istedikleri alanlardaki detaylara odaklandım. Bunca zorluk ve kısıtlamanın çıkış noktası neydi? Ve bu tacizlerden nasıl sıyrılabilirdim? Ve o an anladım ki tüm bu devinimlerden kurtulmanın tek yolu yoluma devam etmekti.
Ama kendi doğru ve inançlarımla...
 
ÖNCE DÜŞLERİMDEKİ MARKA LOGOMU VE İSMİMİ OLUŞTURDUM
Hemen aksiyon planı belirledim. Önce düşlerimdeki marka logomu ve markama ait ismimi oluşturdum. Ardından ne yaptığımı anlatan detaylı bir web adresi oluşturdum ve ufak ufak bütçeler ayırarak google reklamları vermeye başladım. Yaptığım işi anlatmakta oldukça zorlanıyor ve müşteri profilini çizerken oldukça güçlük çekiyordum. Benim amacım kurumsal şirketlere imaj ve görsel tasarımlar yapmak, bu anlamdaki fikirlerimin onlara ışık tutmasını sağlamaktı. Ama bunu yapabileceğimi göstermek için ne elimdeki diploma ne yıllarca modaya duyduğum aşk, ne hangi şirkette ne kadar yıl yöneticilik yaptığım, ne ailemden edindiğim tekstil bilgisi ne de sahip olduğum ekonomik güç bana yardımcı olamıyordu.
 
TECRÜBEYE VE FIRSATLARA İHTİYACIM VARDI
Tecrübeye ve fırsatlara ihtiyacım vardı. İşin nasıl ilerleyeceği, hangi aşamada neler yapılacağı hususunda test satışlar olmalıydı. Neticede kılavuz olarak alabiliceğim hiç bir kaynak veya veriye sahip değildim. Ve hiç tanımadığım, görmediğim ve göremeyeceğim insanlara giysi dikeceğimin teyidini vermek üzereydim. Gereken tecrübeye sahip olmadığım ve sürecin nasıl ilerleyeceği yönünde bir veriye sahip olmadığımdan daha küçük kendi halindeki firmalar ile iletişime geçip homeofice satış yapmaya başladım.
 
TİMSAHLAR GİBİ BENİ PARÇALAMAYA HAZIRDILAR
Eğer gereken ciddiyeti ve önemi gösteremezsem tıpkı şelaledeki timsahlar gibi beni parçalara ayırmaya hazırlıklı bir kendi yağında kaynayan işletmeci gurubu vardı ve onlara modacı eli değmiş personel giysileri üretme vadiyle ikna etmeye çalışıyor benden duydukları beklentilerini çoğallttıkça çoğaltıyordum. İşin daha kötüsü, satışını yapmış olduğum ürünleri nerede ve nasıl üreteceğim konusunda çıkmazdaydım. Mevcut tekstil firmaların tamamının sipariş beklentisi minumum 1000 adetten başlıyordu. Ben ise 10 bilemedin 15 parçalık bir üretim yaptırmak istiyordum. Butik üretim yapan firmalar da elbet mevcuttu ama bana olan maliyetleri de son derece butikti. Üstelik muhatap olduğum firmalara diğer firmalardan daha farklı hizmet verebilmek, diğerlerinden ayrışmak için numune yapmak ve onlara bir maliyet yansıtmadan hizmetler sunmak durumundaydım. Ve bunu aksiyona geçirmek için ihtiyaç duyduğum tedarikçiler için sadece ayak bağı olabilecek güçteydim.
 
YOLA ÇIKMAK İSTEDİKTEN SONRA HER YOL YAKINDIR
Bunca süredir o ya da bu şekilde hasbel kader bir şeyler öğrendiysem ve bana bir faydası olduysa o da şudur: Yola çıkmak istedikten sonra her yol yakındır… Bende öyle yaptım. Korkunç ve kaynaksızlık malzemelerini, yaratıcılık ve çözüm üretmeye katıp, üzerine enerji ekledim. Bildiğiniz Ümraniye'de faliyet göstren bir mahalle terzisinin dikiş makinesi, iplik, ütü ve ekipmanlarını satın aldım. Aynı zamanda bir gözü hafif görme aksaklığı ve bir ayağı haif aksıyordu ve yaklaşık 50 yaşlarındaki terziyi de tam zamanlı bir maaşla işe aldım. Henüz profesyonel bir şirket olmamıştım. Homeofice iş yapıyordum.
 
İŞ YERİ DEPOSUNU GASP ETTİM
Ben müşterilerin tamamına kendim servis yaptığım için satış ofisi problem değildi ama şimdi bir terzi ve ekipmanlarım olmuştu. Koca dikiş makinesi ve terziyi arabanın bagajına koyamazdım, sahip olduğum veriler gibi bilgisayara da koyamayacağıma göre bana bir mekan gerekiyordu. Elimdeki tüm parayı numune yapımı için kumaşlara, internet sitesine ve çeşitli malzemelere yatırmıştım.  Üstelik dar kaynaklar ile iş yaptığım için her ürünü nakit alıyor ama müşterilerden vadeli ödemeler alıyordum. Bu nedenle nakit paramı bir iş yerine yatırmak gibi lüksüm yoktu. İşte bu anlamda eşimin ailesine ait mobilya dükkanı olarak faliyet gösteren iş yerinin deposunu resmen gasp ettim.
Deponun belli bir alanını paravanlar ile ayırıp terzinin dikim yapabileceği halde getirdim. Böylece tasarımlarını yaptığım her çizimin numunesini hızlıca hayata geçirebilecek ve çok daha ucuza müşterilerime sunabilme imkanına sahip olmuştum. Üstelik üretici firmaya hazır bir numune ile onaylanmış iş ile gidince daha fazla ciddiye alınmaya başlamıştım. Netice bu tedarikçi  firmayı da az yoruyordu.
 
BİR KAÇ İŞ HAYAL KIRIKLIĞILA SONUÇLANDI
Evet kimse yorulmak istemiyordu... Ne tedarikçiler ne de işletmeler…
Hepsinin tüm bunları organize edecek bir beyine ve aksiyona geçirecek bir koça ihtiyacı vardı. Bir eksikliği fark etmek hoşuma gitmişti. Ben bu konunun mentoru olabilirdim. Bu açığı akıllıca yönetebilirsem, düşlerimi gerçekleştirebilirdim. Bu heyecanla ufak bir kaç iş alıp tamamladım. Ama bu da hüsran, hayal kırıklığı ve başarısızlık gibi görünen çok önemli tecrübelerle sonuçlandı. Bu defa da çizdiğim ve numunesini oluşturduğum ürünlerin çoğaltılması aşamasında ki üretim kalitesi düşüklüğü ve kalıpların birbirini tutmaması sorunu ile tanıştım. Benim çizdiğin süper hit, trend son derece still sahibi gömlekler hayata geçiyordu geçmesine ama iki ürün arasındaki tek benzerlik gömleğin beyaz olması ve üzerindeki detayların var olduğu gerçeğiydi. Ürettirdiğim ürünler, çok önemli bir markanın pazara düşmüş çakması gibi duracak kadar kötüydü. Tabiii bu durum müşterilerimde hayal kırıklığı ve memnuniyetsizlik, öfke yaratıyordu. Öfkeli müşteri de haklı demekti ve bu da bendeki ekonomik kaynağı daraltıyordu.
 
TÜM PARAM SUYUNU ÇEKMİŞTİ
Evet, her başarılı olmuş işte zorluk, iddia ve bir meydan okuma vardır. Ben de meydan okudum. Tasarımlarımı nasıl doğru çizgide en düşük maliyetle üretebileceğimin yollarını aradım. Çünkü ürünleri müşterilerime beğendiremedikçe ödeme almam gecikiyordu ve firmaları finanse etmekten tüm param suyunu çekmişti. O an aklıma ürünlerin kalıp ve kesimlerini de benim yapıp, tedarikçi bir firmaya ürettirme fikri geldi. Böylece hem  kimsenin el emeği göz nuru tasarımlarımı berbat etmesini engellemiş olacağımı hem de maliyetleri aşağıya çekebileceğimi düşündüm. Bir oranda bu işe yaradı.
Kalıp ve kesimleri dışarıdan bana destek olması için yaklaşık 30 yıl aile şirketimizde bize hizmet vermiş bir ustamızdan rica ettim. 30 yıl emekçi olarak hizmet vermiş ağır aksak işinin ehli bir ustaydı. Aktif olarak çalışmıyordu ve bana vereceği destek karşılığında alacağı ücret ailesinin geçimine destek olacağı için kulağa her iki taraf için hoş geliyordu.
 
USTAM ÇOK BİLİYORDU YENİLİKLERE KAPALIYDI
Ustamın fazla tecrübeli olması bana “bir alanda çok biliyor olmanın, çok da gerekli değildir!” gerçeğiyle tanışmama vesile oldu. Ustam çok bildiği için yeniliklere kapalıydı ve eski kuralları çağdaş yenilikler ile yorumlayıp aksiyona geçirmem konusunda hiç de hevesli değildi. Bildiği doğrulardan azıcık dışarı çıkan bir yol önerdiğinde, sevimli babacan tavrına rağmen, sığ bakış açısıyla tepeden bana bakar ve “sen kaç yaşındasın?” diye sorardı. Bende “28” diye yanıtlardım. Hıh! Gördün mü? Ben 35 yıldır bu işi yapıyorum. Senin yaşından bile daha fazla tecrübeye sahibim. Bu iş öyle senin dediğin gibi olmaz” derdi.
 
BANA BİLMEYE ÖĞRENME AÇIK USTA LAZIM
Teknik olarak söylediği doğruydu. Ama ustamın çok fazla bilgiye sahip olmuş olmanın verdiği ağırlıkla göremediği, benim yapmak istediğim şeyin zaten bir tekniği olmadığı, onu o an bizim yaratıyor olduğumuz gerçeğiydi. Ve anladım ki bana çok bilen değil, bilmeye ve öğrenmeye çok açık bir usta lazım. Tekstil alanında ki ustaların pek çoğu alaylıydı ve gelişime oldukça kapalıydılar. Kısa sürede tekstil sektörünün Türkiye'de neden bu kadar çok kan kaybettiğini anladım. Yıllarca sadece ihtiyacın fazlalığından tekstil yürüyordu. Çin gibi bir alternatif çıkınca da hemen bizim ipimiz çekilmişti. Yeni ve bu işe hevesli gençlerin hepsi iletişim kaynaklı kazalardan ve sektörün başı boşluğundan kaynaklanan düzensizliklerden ötürü kaçıyor, yüzlerce genç eğitimini aldığı, heves verdiği alanda iş bulamıyorlardı. Maddi olanakları yüksek, eğitimli bir kaç moda tasarımcısı olmuş gençler ise tabiri yerindeyse kendini moda duayeni kabul edip, alıcının hiçbir talebini dikkate almadan kendi ruhundaki çizgiyi firmaya satmaya çalışıyorlardı. Üstelik bunu kaplumbağa hızıyla ve türlü kaprislerle yapıyorlardı.
 
FUARLARA KATILDIM KATALOG BASTIRDIM
Tüm bu detayların avantajlarını ve dez avantajlarını harmanlayarak, kazandığım tüm parayı yine markama yatırdım.
Çeşitli fuarlara katılıp potansiyel müşterilere ulaşmayı hedefledim, çeşitli dergilere reklam ve tanıtım yaptım. Katalog bastırıp müşterim olacak her noktaya bu katologlardan ve beğenebileceklerini düşündüğüm numuneleri kargo ile gönderdim. Bir iki yıl gibi kısa bir süre içinde şirket oldum ve ufak ufak büyük şirketlerin dikkatini çekmeye başlamıştım.
 
BİR GÜN MEY İÇKİ KAPIMI ÇALDI
Ve bir gün Mey İçki kapımı çaldı ve benden yeni çıkan bir markasının event ve organizasyonları için ürününü ifade eden tasarımlar yapmamı istedi. Bu iş benim için milat oldu ve işler bir anda gelişmeye başladı. Aslında bu yolunda verdiğim savaş ve devinim çok daha uzun bir hikaye. Hani eskiler der ya beni anlaman için benim ayakkabımın içine girmen lazım. O hesap… Ama kelimelerin anlatabildiği benim edebiyatımın izin verebildiği ölçü ne yazık ki bu kadar.
 
PLANLARIMIZIN YÜZDE 35’İNİ GERÇEKLEŞTİRDİM
Neyse: Sonuç olarak ardından kadın bir girişimci olarak aile, anne ve eş olarak farklı farklı yollarda farklı farklı sevinçler üzüntüler ve sonucunda büyüyüp bir yolda girmeyi başarmış görünüyor gibi hissediyorum zaman zaman... Ve yine sonuç olarak bugün ki takvim tarihi itibariyle Türkiye'nin en büyük şirketlerine imaj danışmanlığı ve tekstil ürünleri tedarik eden tek firmanın sahibi kadın bir girişimci olarak KAGİDER, Garanti Bankası gibi önemli kuruluşlar ile iletişime geçebiliyor olmayı sonunda başarmışım gibi gösteriyor tablo...
Gibi diyorum çünkü: çünkü henüz yolun çok başındayım. Kafamdaki planların henüz % 35'ni gerçekleştirebildim. Umarım her geçen gün enerjim, öğreneceklerimle genişler ve beni hep böylesine enerjik, heyecanlı tutar. Yaşam ışıl ışıl parlayan bir kutu gibi. İçinde tabii ki bol acısı var ama hepsi ama hepsi çok heyecanlı...  


Son Güncelleme: 13.05.2016 17:23
Anahtar Kelimeler:
ModaSelda EruzunWasha
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.