banner60

Nur Beğen, Türkiye'nin ilk organik anne bebek mağazasını açtı

ÖZEL HABER/ TÜLAY ŞUBATLI/ Endüstri Mühendisiyken kendi işini kurup organik tekstil ürünlerinin satışını yapmaya başlayan başarılı girişimci Nur Beğen, Uniq İstanbul’da Türkiye’nin ilk ve en büyük organik anne bebek mağazası OrganicEra'yı açtı.

Nur Beğen, Türkiye'nin ilk organik anne bebek mağazasını açtı

ÖZEL HABER/ TÜLAY ŞUBATLI/ Endüstri Mühendisiyken kendi işini kurup organik tekstil ürünlerinin satışını yapmaya başlayan başarılı girişimci Nur Beğen, Uniq İstanbul’da Türkiye’nin ilk ve en büyük organik anne bebek mağazası OrganicEra'yı açtı.

Nur Beğen, Türkiye'nin ilk organik anne bebek mağazasını açtı
banner62

  

Genç girişimci Nur Beğen, 1978 yılında Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra Gazi Üniversitesi Endüstri bölümünden mezun oldu, yüksek lisansını Bilkent Üniversitesi’nde yaptı. İhracatçılar Meclisi’nde çalışırken bir dergide organik ürünlerle ilgili okuduğu yazı hayatını değiştirdi. Organik pamuğa olan ilgisi onun kendi işini kurmasına neden oldu. Önce yurtdışındaki firmalara acentalık yapıp Türkiye’de üretilen organik tekstil ürünlerini sattı. Kısa süre sonra ise kendi markası OrganicEra’yı yaratıp, Türkiye'nin ilk organik sertifikalı oyuncak ve ev tekstil koleksiyonunu satışa çıkardı. www.organikturk.com ‘dan online satışla birlikte Türkiye'nin en kapsamlı sertifikalı organik tekstil markası olarak sektöründe lider markalardan biri olmayı başaran Nur Beğen,  2 ay önce de Uniq Istanbul'da Türkiye'nin ilk ve en büyük organik anne bebek mağazasını açtı.
Nur Beğen, bu büyük başarıya giden yolda yaşadıklarını başka kadınlara da ilham olması için İşte Kadınlar’a anlattı.


TİM'DE SİSTEM ANALİSTİ OLARAK ÇALIŞTI
Şimdi bulunduğunuz noktaya gelene kadar yıllara göre, hangi şirketlerde hangi görevlerde bulundunuz?
Üniversiteden hemen sonra yüksek mühendis olmak için mastera başladım. Daha sonra doktoraya devam ettim, ama akademik hayatta mutlu olmadığımı, teorik hayattan çok, pratik uygulamaların beni daha mutlu ettiğini fark ettiğimde doktorayı bıraktım. Bizim bir aile şirketimiz var; 2 sene kadar bu aile şirketinde çalıştıktan sonra 2004 senesinde İstanbul'a taşındım. TİM ( Türkiye Ihracatçılar Meclisi )'ne ait TTN ( TİM Trade Point) firmasında sistem analisti olarak çalıştım. Şirketin amacı ihracatı desteklemek adına Alibaba.com'a benzer bir portal kurmak ve e-ihracat işlemlerinin yürütülmesi için yazılım geliştirmekti. 2006 senesine kadar burda çalıştım; çalıştığım pozisyon dolayısı ile ihracata, tekstil sektörüne dair pek çok fikir edindim.
 
​ORGANİK PAMUĞA AŞIK OLDUM
Kendi işinizi OrganciEra'yı kurmaya nasıl karar verdiniz?
2006 senesinde Türkiye tekstil sektörünün genel problemi Çin'den gelen ucuz ürünlerdi. Bu esnada TİM'in çıkardığı HEDEF dergisinde Türkiye'nin organik pamuk üretiminde dünya lideri olduğu ve Çin krizinden çıkmanın bir yolunun organik olarak üretilen daha katma değerli ürünlerin ihracatından geçebileceğine dair bir yazı okudum. O tarihe kadar organik pamuk diye bir konunun varlığından bile haberdar değildim. Tam o esnada projemizi 6 ay için askıya aldılar; ben de evde gece gündüz araştırma yapıp organik pamuk, üretimi, olası pazarları konusunda araştırma yapmaya başladım. Üretim konusunda hiç bir bilgim yoktu, kafamda sadece bu ürünlere dair daha çok bilgi toplama isteği vardı. Denizli'ye gittim, o tarihte Denizli 'de sadece 4 organik sertifikalı havlu üreticisi vardı. Onlardan bilgi aldım, organik pamuk tarlalarını gezdim, çiftçilerle konuştum. Pamuğun sandığımız kadar saf ve masum bir ürün olmadığını öğrendiğimde, önce çok şaşırdım, sonra da konuya aşık olduğumu fark ettim.  Insan sağlığına, üreticiye, kullanıcıya zarar vermeyen ürünler üretmek için kendi işimi kuracaktım. Organik tekstilin doğru konu olduğuna karar verdim.  Ondan sonrası epey sancılı bir süreç olarak geçti. Konu hakkında bilgim yoktu, devamlı öğrenme dönemindeydim, soru sorabileceğim çok kişi yoktu.Gece çalışıp, sabahlayıp gündüz düşünmekle geçen bir kuluçka dönemi yaşadım denebilir. Tekstil konusunda da bir bilgim yoktu, hem tekstili hem de organik üretimi öğrenmek zorundaydım. İş yerinden ayrılırken az miktarda bir tazminat almıştım. Zaten planlama aşamasındaki en büyük masrafım ev kirasıydı. İlk planlama döneminde ailemden destek almadım.
İlk satışınızı yapana kadar ne kadar süre geçti? Bu süreçte umutsuzluğa, karamsarlığa kapıldınız mı?
Organik Çağ anlamına gelen – OrganicEra – ismi ile acentalık yapan bir şirket kurdum. Tekstil konusunda bilgi sahibi olmak için belli bir zamana ihtiyacım vardı; 2 sene kadar geçecek bu zaman içerisinde Türkiye'den organik ürün temin etmek isteyen yabancı markaların mümessillğini yaparak onların Türkiye'deki satın alma süreçlerini takip ettim. Çok iyi üreticiler ile çalıştım, onlar bana püf noktaları gösterdiler; hatalar yaptım ama belli bir zaman sonra tekstil üretimi konusunda epey bir fikrim oluştu.
 
ÇEVRENİZİ İKNA ETMEK İÇİN SAVUNMA YAPMANIZ GEREKİYOR
Karşınıza hangi engeller ya da güçlükler çıktı, bunları nasıl aştınız?
Nihai hedefim her zaman kendi markam ile ürün üretmek olduğu için yurt dışına ürettiğim mallardan OrganicEra markası ile de üretmeye başladım. İşi kurmamla ürünlerimi elime almam arasında 2 sene geçti. Kendi işinizi yapmaya başladığınız zaman umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmamak elde değil. İlk başta ailenizi, en yakınlarınızı, arkadaşlarınızı ikna etmek için devamlı bir savunma yapmanız gerekiyor. İlk başladığımda, yüksek mühendis olarak kazanmamın garanti olduğu bir maaşı ve pozisyonu bırakma konusunda emin olup olmadığımı görmek için bütün çevrem akıl verme ve kendilerince doğru yolu gösterme yarışına girdi. Belli bir zaman sonra bu konuşmaları yapmamak için yanlız kalmayı tercih etmenizi sağlayacak kadar bunalmanıza yol açabilen bir süreç bu. Kendinizin bile tam olarak emin olmadığı, her saniye üzerine yoğunlaştığınız bir konu üzerinde daha kendinizi ikna edememişken ama çok istekliyken, başkalarının sizin hayallerinize ve hayal gücününüze mani olmasını engellemek için bazen bu yanlızlık sürecini yaşaması da gerekiyor insanın.
  
İLK ORGANİK HAVLU VE PELUŞ OYUNCAĞI SATTI
Türkiye piyasasına yönelmeye nasıl karar verdiniz?
İkı senenin sonunda 2008 senesinde, evim ilerde satmak üzere kendi markamla ürettirdiğim ürünlerle dolup taşmıştı. Geçen süre zarfında acentalık faaliyetlerini iyice ilerletmiş ve üretim bilgimi eskiye nazaran epey arttırmıştım. Yurtdışında organik ürünlere yönelik artan talebi ve istenen ürün çeşidindeki yükselmeyi izleyince Türkiye'de de bu tip ürünlere dair bir Pazar olduğunu düşündüm. 2006-2008 senesinde arasında bile iç piyasada organik sertifikalı ürün üreten fabrikaların sayısı, organik gıda ürünlerine olan ilgi artış göstermişti. Ilk olarak ev tekstili ürünlerle piyasaya girmeye karar verdim. Türkiye'nin ilk organik sertifikalı havlu ve bornozlarını satışa çıkarttım. Arkasından yine ilk defa organik sertifikalı peluş oyuncakların satışı geldi. Organik ürünlerin genel sorunu satış kanallarının çok kısıtlı olmasıdır; biz de ilk başta ağırlıklı olarak gıda ürünlerinin satıldığı organik ürün dükkanlarında ürünlerimizi satışa çıkarttık, ordan gören firmaların talepleri doğrultusunda ev tekstili ve oyuncaklarımızın toptan satışına başladık. Daha sonra esas talebin bebek kıyafetlerinde oldugunu gördüm, ve 0-2 yaş bebek giysileri ürettirmeye başladık. Şu anda mevcut ürün çeşidimizle Türkiye'nin en kapsamlı sertifikalı organik tekstil markasıyız ve sektörde lider markalardan birisi konumundayız. 2 ay önce de İstanbul Uniq Istanbul'da Türkiye'nin ilk ve en büyük organik anne bebek mağazasını açtık; artık sadece tekstil ürünlerinin satışını değil, organik gıda, deterjan, kozmetik, ev tekstili ve hatta mobilyaların bile satışını yapıyoruz mağazada. Bu anlamda 10 sene önce başladığım yolculuğun şimdi ötesine geçerek daha emek isteyen bir iş koluna girmiş bulunuyorum.
 
ORGANİK ÜRÜNLER PAHALI DEĞİL
Organik tekstilde farkındalık ne durumda? Fiyatlar piyasayla kıyaslandığında nasıl? Hangi gelir grubuna hitap ediyorsunuz?
İşe başladığım 2007 senesinden bu yana toplumun organik ürünlere karşı biliçlenme düzeyi de iyice arttı. Bunda organik gıda satışının hızlanması,  organik gıda ürünlerinin satışının sadece pazarlarla sınırlı olmayıp süper market zincirlerine de girmesi, çevremizde karşılaştığımız kanser vakalarındaki artış, alerjik ve sağlıksız doğan bebeklerin sayısındaki yükselme trendinin etkisi büyük. Bundan dolayı artık organik ürünleri kullanmanın "sağlıklı" yaşamanın olamazsa olmazlarından birisi olduğuna toplumca inandık. Organik tekstil ürünlere gelince müşteri kitlemiz sanılanın aksine lüks ürünlere yöneleten, A, A+ grubu değil. Kendisi ve çocuğu için kaliteli ve sağlıklı ürün kullanmak isteyen, genellikle hamile ya da ufak bebeği olan herkes bizim potansiyel müşterimiz.  Bizim müşterilerimiz arasında çok fazla devlet memuru ve emekli anneanne/babaanne var. Sanılanın aksine organik tekstil ürünleri de çok pahalı ürünler değil; evet maliyetlerimiz ham maddenin ve işlemlerin  maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı yaklaşık yüzde 20-30 fazla, ama diğer markaların yaptığı gibi bir marka marjı koymuyoruz üzerine. Dolayısı ile herhangi bir bilinen markadan alacağınız ürünlerden OrganicEra ürünlerinin daha ucuz olduğunu bile söyleyebiliriz. 
 
TÜRK ANNELER ÇOCUKLARI İÇİN EN İYİSİNİ İSTİYOR
Türk annelerinin bebeklerinin sağlığıyla ilgisini değerlendirir misiniz?
Biz ürünlerimizin ihracatında toptan satış yaptığımız için yurtdışındaki son kullanıcıların eğilimleri konusunda çok bilgi sahibi değilim. Türk annelerine gelince çok özenli olduklarını ve hamile kaldıkları andan itibaren çocukları için en iyiyi istediklerini gözlemliyoruz. Bu da çok meraklı, zor ikna olan, araştırma yapan annelerle çalışmak anlamına geliyor; bizim sattığımız ürünlerle duygusal bağ kuran ve çocuğuna organik ürün kullandırarak ona adeta bir kalkan sağladığını düşünen annelerimiz var. Yurtdışındaki anneler de bu şekilde, ama Türk annelerinde detaycılık oranın daha yüksek olduğunu söyleyebilirim.


Organik tekstil ürünlerine talebi şu andaki durumuyla dünya ve Türkiye bazında karşılaştırmalı olarak değerlendirebilir misiniz?
Sertifikalı organik pamuk Türkiye de ilk olarak 1989 senesinde üretildi, ve o tarihten sonra Türkiye organik pamuk üretimininde Hindistan ve Amerika ile beraber ilk 3'te yer aldı. Türkiye aslında bu başarıyı sistematik bir tarım politikası ile elde etmedi. Zirai ilaçlarla kirlenmiş arazi sayımız az olduğu için organik pamuk üretmek bizim içim kolay oldu. Ancak, Türk üreticiler iç piyasada bu ürünler için bir pazar olabileceğine inanmadıkları için hedef olarak ihracata yoğunlaştılar. Dolayısı ile iç piyasada çoğunlukla butik markalar yer alıyor şu anda. Gıda için büyüme ve piyasa koşulları tekstile nazaran daha farklı gelişti, gıda sektörü şu anda pek çok rakip markanın süper marketlerde birbirleri ile yarıştığı bir ortama sahip. Ama aynı piyasa koşulları organik tekstil ürünler için geçerli değil; organik tekstilde gıda kadar büyük bir piyasa yok. Organik tekstil 2014 senesi itibariyle dünya tekstil üretiminin yüzde 4'ünü kapsıyor ve yıllık 15 milyar dolarlık bir hacime sahip. Türkiye de piyasa henüz çok dar, ama organik ürünlere karşı çok büyük bir ilgi artışı olduğu için önümüzdeki 5-10 seneden çok daha umutluyum.


Şirketinizde kaç kişi çalışıyor, bunların kaçı kadın? Kadın yöneticiniz var mı?
Şu anda OrganicEra'da 8 kişi çalışıyor. Bunların 7 si kadın. 6 tanesi 25 yaşın altında. Benimle en yakın çalışan satış ve pazarlamadan sorumlu kişi 23 yaşında mesela.

10 SENEDE ORMANIM OLDU
Kendinizi bir iş kadını olarak nasıl tarif edersiniz? ​​
Kendi işimi kurmanın en büyük sebebi zamanı yönetmek konusunda daha özgür olmak, aileme ve kendime daha çok vakit ayırabilmekti. Dolayısı ile günlük yaşantımda da kendime bunu hatırlatmaya ve kendi yarattığım işimin esiri olmamaya çalışıyorum. Ama, son 1 yıldır mağazanın açılışı ve şimdi de mağazanın başarısı için çalıştığım için kendime daha az zaman kalıyor maalesef. Günde 8 saat minimum  çalışıyorum, ilave olarak gerekirse gece evde mail cevaplıyorum, gitmem gereken görüşmelere gidiyorum.  Kendi işinizi yaptığınız zaman hayallerinizi gerçekleştirmek adına çok yoğun bir çaba harcıyorsunuz,  dolayısı ile işler bazen ters gittiği zaman da yıkım büyük olabiliyor. Bu durumu kendi içimde dengelemeye çalışıyorum. 10 sene önce tohumlardan bir bahçe ektim, şimdi elimde bir orman var. Kendi ormanınız için kaybolmanız çok olası, çünkü artık aynı işe baka baka kendi hatalarınızı göremeyebilirsiniz. İşe devamlı dışardan bakmaya ve devamlı bakış açımı değiştirmeye çalışıyorum. Bu çok dinamik bir süreç, işimi de çok sevdiğim ve inandığım için hiç sıkılmıyorum. Dışardan bakıldığında pek çok iyi yönü var gibi gözükse de, bu şekilde yaşamanın herkesin karakterine uygun olmadığını düşünüyorum..
 
YANLIŞI GÖRDÜĞÜNÜZ AN MANTIĞINIZI DİNLEYİN
İş hayatında çıkardığınız en önemli hata neydi? Bu hatadan hangi dersi çıkardınız?
İş hayatında öğrendiğim en kritik şey, bir yanlıştan ne kadar çabuk vazgeçerseniz o kadar az zararla durumdan kurtulabileceğiniz. Düzeltmek ya da vazgeçmek zor geldiği için değişim kararını ertelemek hem maddi hem de manevi olarak işe ve kendinize çok zarar veriyor. Yanlış bir iş anlaşmasında, ortaklığında, yanlış bir üreticide diretmenin hiç bir manası yok. Size bugun yanlış yapan, yarın da yapar. Zaman vererek sadece kendinizi kandırıyorsunuz ve maalesef harcanan zaman da para kaybı ile sonuçlanıyor. Bir yanlışı gördüğünüz anda, duygularınızı dinlemeyip mantığınıza kulak vererek size yanlış yapan her kimse o iş ilişkisini bitirmeyi öğrenmeniz gerekiyor.
 
​KENDİ İŞİNİZİ YAPMAK İŞİNİZLE EVLENMEK GİBİ
İş hayatı dışında hafta içi- hafta sonu kendiniz için neler yapıyorsunuz ve ne kadar zaman ayırıyorsunuz?
Ben durumumu söyle özetlliyorum aslında; kendi işinizi yapmak adeta "işinizle evlenmek gibi"; standart 09:00- 18:00 bir ofis işinden söz edemiyorum, gözünüzü açtığınız andan, gece yatana kadar devamlı düşünmek, telefon görüşmesi yapmak, aklınıza gelen bir işi ya da yeniliği not etmek, gecenin bir yarısı gelen telefonlara ve maillere cevap vermeniz gereken bir düzen bu. Yeni açtığımız mağazamız da, başlı başına farklı bir süreç; o da adeta " çocuk sahibi olmak" gibi. Her gün yeni bir sorunla karşılaşıp çözmek, heran bir sorun soruna hazırlıklı olmak, her gün yeni bir şey öğrenmeyi gerektiren bir süreç. Dolayısı ile benim günlerim çok önceden planlanabilen, kestirilebilen günler olmuyor maalesef. Ayda bir kere kuaföre gidebiliyorsam şanslı sayılabilirım, cilt bakımı yaptırmıyorum. Ağırlıklı olarak organik besleniyorum. Hafta bir kaç kez spora gitmeye çalışıyorum. Günlük iş hayatım ofis, toplantı, bazen de üretim için atolye ve baskıcı da geçtiği için ceket- topuklu ayakkabı şeklinde gezmiyorum. Mümkün olan her yere metro ile gitmeyi tercih ettiğim için en rahat ayakkabılarımı giyip yürüyorum. Dolabım da bu şekilde oluşuyor; gömlek ve güzel bir pantolon ve rahat babetlerim. Henüz daha bir kaç aylık evli olduğum için, bütün boş vaktimi de evim ve eşimle geçirmeyi tercih ediyorum. Onunla rutine girmeden kendimize ve sosyal hayatımıza özen gösterme konusunda hem fikiriz. Dolayısı ile haftasonlarını beraber geçirmeye özen gösteriyoruz. Bir haberci ile evli olduğum için, evde genelde haber kanallarını izliyoruz. En son okuduğum kitap " Kadın Beyni, Erkek Beyni ", sinema da en son izlediğim film " Spotlight".
PAZAR ARAŞTIRMASINI İYİ YAPIN
İş kadınlarına başarılı olabilmeleri, girişimci olup kendi işlerini kurabilmeleri için neler tavsiye edersiniz
Öncelikle herkesin karakterinin,  yaşam koşullarının ve finansal imkanlarının yettiği derecede kendi işini yapma konusunda karar vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Bunun için ilk adım, " iyi ve farklı bir iş fikri" . Ama fikirleriniz ne kadar iyi ya da ürününüz ne kadar farklı olursa olsun onu sunabilecek, iyi anlatabilecek maddi imkanınız yoksa sadece güzel bir iş fikri olarak kalmaya mahkum oluyor. Bundan dolayı hep atlanan ve önemi ihmal edilen aşama " fizibilite ve Pazar araştırması". Çok iyi bir ürününüz olabilir ama bunu satacak bir piyasa ortamı olmayabilir. Bunları iyice çalışmadan bir işe başlamak ve başarının kendinden geleceğini düşünmek boş kürek çekmek oluyor.  Deneyimle sabit bir bilgi de, çoğu zaman fizibilitelerin yüzde 100 doğru çıkmadığı ; yani sandıgınızdan daha büyük bütçelerle karşılaşma riski. Eğer üretim amaçlı bir iş kuracaksanız, kadın girişimcilere verilen bazı hibe ve destekler mevcut; ama bir marka yaratmak için destek alınamıyor maalesef. Toplumumuz genel olarak kadını daha narin ve zayıf görme eğiliminde olduğu için bizler gibi belli bir iş konusunda başarı göstermiş iş kadınlarına taktıkları " kadın girişimci" diye bir lakap var. Ben de bazı üniversitelerin girişimcilik kluplerinin düzenledikleri bu etkinliklere konuşmacı olarak katılıyorum. Kadının bir iş başardığı zaman toplumun geri kalanının şaşırmadığı bir güne gelene kadar işimiz çok kolay değil gibi gözüküyor.
Son Güncelleme: 09.05.2016 00:30
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.