banner60

Elif Günçe;"Türkiye'nin acilen onarıcı adalet prensiplerine ihtiyacı var"

ÖZEL HABER: Kanada Western Ontario Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Elif Günçe, "Türkiye’nin acilen kendi “iyileştirici çemberlerini” bulmaya, kendi gerçeklerine uygun “onarıcı adalet” prensiplerini belirleyerek, uygulamaya koymaya ihtiyacı var."

Elif Günçe;"Türkiye'nin acilen onarıcı adalet prensiplerine ihtiyacı var"

ÖZEL HABER: Kanada Western Ontario Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Elif Günçe, "Türkiye’nin acilen kendi “iyileştirici çemberlerini” bulmaya, kendi gerçeklerine uygun “onarıcı adalet” prensiplerini belirleyerek, uygulamaya koymaya ihtiyacı var."

Elif Günçe;"Türkiye'nin acilen onarıcı adalet prensiplerine ihtiyacı var"
banner62
"Dinlemezsek, duyamayız"
Kanada, 1870’lerden itibaren Kanada’nın yerli halklarının 150 binin üzerinde çocuğunu ailelerinden kopararak, ülke genelinde kurulan 130’dan fazla yatılı okulda eğitime tabi tuttu. Dillerini konuşmaları, kendi kültürlerini yaşamalarına izin verilmedi. Amaç, Kanada’nın ilk Başbakanı Sir John A. McDonald’ın 1883’de yaptığı Avam Kamarası konuşmasında belirttiği üzere, ebeveynlerin etkisini mümkün olduğunca azaltarak, “Kızılderili çocukların, Beyaz insanların düşünce ve eylem tarzlarını benimsemelerini” sağlamaktı (http://www.trc.ca/websites/trcinstitution/File/2015/Findings/Exec_Summary_2015_05_31_web_o.pdf).
11 Haziran 2008 tarihinde dönemin muhafazakar Başbakanı Stephen Harper’in Avam Kamarasında bu yatılı okulların eski öğrencilerinden, onların ebeveynlerinden ve yerli halklardan resmi olarak özür dilemesi ile başlayan süreç, 10 Haziran 2009’da üç üst düzey görevlinin Kanada Gerçek ve Uzlaşma Komisyonuna (Truth and Reconciliation Commission of Canada) atanması ile devam ederek, 2015 yılında 94 maddelik bir eylem planı (http://nctr.ca/assets/reports/Calls_to_Action_English2.pdf) ve binlerce sayfadan oluşan nihai raporun (http://nctr.ca/reports.php) yayınlanması ile son buldu.
Kanada, sonuncusu 1996 yılında kapatılan bu yatılı okullarda yaşanılanlarla yüzleşerek, halkların arasındaki derin kırılmayı onarmayı, ilişkileri iyileştirmeyi amaçlıyor. Geçmişle yüzleşmeden, geleceğe bakamayacaklarını biliyorlar.
Rapor, yaşananları “kültürel soykırım” olarak tanımlıyor. Kamuoyu bu raporda yer alanların, Kanada’nın yerli halk ile ilgili tasarruflarının yanlışlığını ortaya koyduğuna, bu noktadan yola çıkılarak, yapılan hataların telafi edilmesinin mümkün olabileceğine, yaraların sarılabileceğine, ilişkilerin iyileştirilebileceğine inanıyor.
Kanada yerlilerinin “onarıcı adalet” anlayışlarının temelinde, “iyileştirici çember” dedikleri bir süreç yatıyor. Buna göre esas olan suçtan doğan hasarın “tamiri”. Sürece suçun faili, yaşlılar heyeti, katılmayı kabul ederse mağdurun kendisi ve toplumun diğer üyeleri dahil ediliyor. Suçun, özelde mağdur, genelde toplum üzerindeki etkileri tartışılıyor. Suçlunun, suçu işlemesinin altında yatan sebepler inceleniyor.
Benzer bir adalet anlayışı, Menonitlerde de söz konusu. Suç karşısında, geleneksel hukuk sistemlerindeki ceza odaklı anlayış yerine, bozulan ilişkilerin tamirinin esas alındığı bir anlayış yatıyor. 1974 yılında, Ontario eyaletinin Güneybatısında nüfusunun büyük çoğunluğu Menonitlerden oluşan küçük bir kasaba olan Elmira’da meydana gelen bir vandalizm olayının ardından (http://www.cfcj-fcjc.org/sites/default/files/docs/hosted/17445-restorative_justice.pdf) bir şartlı tahliye memurunun inisiyatif kullanarak, içkili halde 20’ye yakın ev ve arabaya hasar veren iki gence alışılagelmiş ceza hukuku sürecinin işletilmesi yerine, bu iki gencin eylemlerinin mağdurlar ve toplum üzerine etkilerini anlamalarını sağlaması, modern onarıcı adaletin temelini atılmasını sağlamış. Mağdurlarla yüzleştirilen gençlere, verdikleri hasarı telafi etmeleri için bir şans verildiğinde, bunun hem mağdurlar, hem failler, hem de toplum üzerinde çok daha olumlu ve yapıcı sonuçlar doğurduğu ortaya konmuş. Genç bir şartlı tahliye memuru olan Mark Jantzi’nin ilham verici bu yaklaşımı, olayın geçtiği kasabaya yakın bir şehir olan Kitchener’da Community Justice Initiatives (CJI) adlı sivil toplum örgütünü kurmasına yol açmış.
İçinde bulunduğumuz koşullarda, sorunun temelinde tarafların “seslerini duyuramadıkları” inancının ve bunun yarattığı derin hasarın yattığına inanıyorum. Bütün taraflar aynı anda konuşurken, dinleyen kimsenin olmaması, sorunları duymamızı, anlamamızı, çözüm önermemizi; çözüm önerilebilse bile, bunun duyulmasını, anlaşılmasını, kabul edilmesini imkansız kılıyor.
Türkiye’nin acilen kendi “iyileştirici çemberlerini” bulmaya, kendi gerçeklerine uygun “onarıcı adalet” prensiplerini belirleyerek, uygulamaya koymaya ihtiyacı var.
Amacımız hep birlikte üzüm yemek olmalı.
Dr. Elif Günçe
University of Western Ontario Schulich School of Dentistry
McMaster University Faculty of Health Sciences
14 Ocak 2016
Woodstock, Ontario - Kanada 
Son Güncelleme: 05.11.2016 20:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.