banner60

"Türkiye'de de Ulusal Kimliklendirme Birimi Kurulmalı"

Kanada Western Ontario Üniversitesi Öğretim Üyesi Elif Günçe; "Tüm gelişmiş ülkelerde bulunan Ulusal Kimliklendirme Ekibi Türkiye'de kurulmalı"

"Türkiye'de de Ulusal Kimliklendirme Birimi Kurulmalı"

Kanada Western Ontario Üniversitesi Öğretim Üyesi Elif Günçe; "Tüm gelişmiş ülkelerde bulunan Ulusal Kimliklendirme Ekibi Türkiye'de kurulmalı"

Tülay ŞUBATLI
Tülay ŞUBATLI
27 Ocak 2016 Çarşamba 11:32
"Türkiye'de de Ulusal Kimliklendirme Birimi Kurulmalı"
banner62

  

Kanada’da Western Ontario Üniversitesi Schulich Diş Hekimliği Fakültesi ve McMaster Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğretim görevlisi olan Elif Günçe, terör, kaza ya da afet olaylarının kurbanlarının kimliklerinin belirlenmesi konusunda yetkin bir bilim insanı. Adli Tıp Kurumu’nda 10 yılı aşkın bir süre çalışan Elif Günce, Diyarbakır’da 2003 yılında THY uçağının düşmesi, Sinagog, konsolosluk ve HSBC saldırıları, 2007 yılında Isparta’da düşen Atlasjet Havayollarına ait uçakta hayatını kaybedenlerin  kimlik tespitinde çalıştı. Terör saldırıları, doğal afetler  ya da kazalarda hayatını kaybedenlerin kimliklerinin daha kolay, hızlı ve sistematik yapılabilmesi için mutlaka Ulusal Kimliklendirme Biriminin kurulması gerektiğini söylüyor.


Kimliklendirme ekibine neden ihtiyaç var? Böyle bir ekipte kimler olmalı?
 
Büyük felaketlerde her zaman en kısa sürede mobilize olmak gerekir. Pek çok ekip, pek çok farklı görevle olay yerine gidecektir. Öncelik hep hayatta kalanların kurtarılması olacaktır. Ancak yaşamını yitirenlerin de bilimsel yöntemlerle olay yerinden morga nakledilmesi, burada en kısa sürede ve hatasız bir şekilde kimliklendirilerek, ailelerine teslim edilmesi  hem hukuki açıdan, hem de ölene, ölenin yakınlarına ve genel olarak topluma saygı açısından bir gerekliliktir. Ideal bir dünyada kimliklendirme ekibi adli tıp uzmanları, adli diş hekimleri, adli biyologlar, otopsi teknisyenleri ve kolluk kuvvetlerinin deneyimli ve eğitimli personelinden oluşmalıdır. Adli Tıp Kurumunun kimliklendirme konusunda deneyimli uzmanları vardır. Birlikte pek çok operasyonda görev aldığım meslekdaşlarımın ne kadar özverili çalıştıklarını en yakından biliyorum. Ancak kolluk kuvvetleri ile koordine edilmiş, yapılandırılmış bir çalışma bütün çabalarımıza rağmen henüz dünya standartlarına uygun bir şekilde gerçekleştirilememiştir.
 
 
Kimliklendirme ekibi nasıl iş yapar?
 
Türkiye’de bu gibi durumlarda yetki savcılıktadır. Adli Tıp Kurumu ekibine görev verilir. Ekip, bazen olay yerine, çoğu zaman ise otopsilerin yapılacağı merkezlere gider. Tüm bunlar belirli bir zaman almaktadır. İdeal olan, felaketin meydana gelmesi üzerine derhal devreye girebilecek, mevcut kaynakları en iyi şekilde mobilize ederek, olay yerine sevk edebilecek bir birimin olmasıdır. Doktora tezimi Felaket Kurbanlarının Kimliklendirilmesi üzerine yazdım, 10 yılı aşkın bir süre Adli Tıp Kurumunda DVI ekibinde aktif görev aldım, bilgi ve deneyimime dayanarak Türkiye’nin mevcut durumu göz önüne alındığında, en doğru yaklaşımın Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) bünyesinde çekirdek bir ekibin daimi olarak görevlendirileceği Kitlesel Ölümlerde Kimliklendirme (KÖK) biriminin kurulması olduğuna inanıyorum.
    
Mevcut durumda kimlik teşhisi için hala ailelere gösterilmesinin yanlış olduğunu söylüyorsun. Aileye göstermeden kimlik teşhisi nasıl olacak?
 
Kimliklendirmenin birincil bilimsel yöntemleri diş kayıtları, parmak izleri ve DNA analizidir. Görsel kimliklendirmenin çoğu zaman hatalı sonuçlar verdiği bilindiğinden, Interpol tarafından da güvenilir olmadığı bildirilmekte ve tek başına bir kimliklendirme yöntemi olarak kullanılması kesinlikle tavsiye edilmemektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, bir yakınını teşhis etmek zorunda kalan bir aile ferdinin içinde bulunduğu yoğun strestir. Kimliklendirilecek kişinin pek çok olguda beden bütünlüğünün bozulmuş olması da, görerek kimliklendirmeyi imkansız kılmaktadır. Uzmanlar tarafından birincil yöntemlerle kimliği belirlenen kişinin, ancak bu aşamadan sonra yakınlarına gösterilmesi, hem hataları, hem de ailenin yeniden acılanmasını önlemektedir. Bu durumda aile yalnızca kendi yakınını görecek ve vedalaşabilecektir. Çok sayıda insanın yaşamını yitirdiği felaketleri bir düşünün, yakınını böyle bir felakette kaybetmiş birinin onlarca cenazeye bakarak, kendi yakınını bulmaya çalışması son derece acımasız bir durum. Ayrıca böyle bir “sergileme”, insan onuru ile de bağdaşmaz.
 
Mevcut durumdaki başka hangi aksaklıklar yaşanıyor?
Bu tür operasyonlar kapsamlı bir lojistik desteğe ihtiyaç duyar. Bu desteği en iyi verebilecek kurumlar Polis ve Jandarmadır. Bilimsel olarak kimliklendirmeyi yapabilecek uzmanlar ise Adli Tıp Kurumunun bünyesinde mevcuttur. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ise, felaket anında bu kurumları harekete geçirebilme yetkisine ve yeteneğine sahiptir. Ancak günümüzde halen böyle bir stratejik birliktelik söz konusu değildir. Dolayısı ile hem gecikmeler yaşanmakta, ki zaman burada hep aleyhimize işlemektedir, hem de hatalar meydana gelebilmektedir. Bu da toplum üzerinde strese yol açmakta, ülkemizin uluslar arası prestijini sarsmaktadır. 
2004’ün son günlerinde Hint Okyanusunda meydana gelen deprem ve tsunami sonrasında, tarihin en büyük ve uluslar arası katılımlı DVI (Disaster Victim Identification – Felaket Kurbanlarının Kimliklendirilmesi) operasyonu gerçekleştirilmiştir. Ancak Türkiye bürokratik sürecin ağır işlemesi nedeniyle Tayland’ın davetine geç yanıt verdiği için, ne yazık ki Türk ekipler Tayland’a gidememiş ve 1 sene süren ve kimliklendirme alanında çığır açan bir operasyona katılma şansını yitirmiştir. Oysa yapılandırılmış bir kimliklendirme ekibimiz olsaydı, süreci daha iyi yönetebilirdik.
Türkiye’de hiç olmayan bir şey ise, ekiplerin bir operasyon sonrası biraraya gelerek, deneyimlerini paylaşmasıdır. Buna “Debriefing” denir ve son derece önemlidir. Debriefing, operasyonda görev alanlara yaşadıklarını, tanık olduklarını ekip arkadaşları ile paylaşarak, iyi yaptıkları ile övünme, aksaklıklar ile ilgili olarak ise ders çıkarma ve iyileştirme önerileri geliştirme imkanı sunar. Ayrıca, ekip üyelerinin yaşadıkları travmayı atlatmaları için de önemlidir. Bunun için psikolojik destek sunulması da gerekir, ancak ülkemizde bu da söz konusu değildir.
Kimliklendirme ekipleri, yalnızca felaketler esnasında biraraya gelen ekipler olmamalıdır. Bu ekipte yer alanlar belirli aralıklarla biraraya gelerek, bilgilerini güncellemeli, becerilerini geliştirmelidir.
Türkiye’deki eksikliklerden biri de, bu çalışmalarda bir sözcünün bulunmamasıdır. Gerek aileler ile, gerek basın ile ve gerekse diğer otoritelerle iletişimi sağlayacak deneyimli birine ihtiyaç vardır. Bunun olmadığı durumlarda, bilgi kirliliği yaşanmakta, pek çok farklı kişi ve kurumdan, pek çok farklı bilgi aktarılmakta ve ne yazık ki genellikle olumsuzluklar sergilenerek, ekiplerin özverili çalışmalarına gölge düşürülmektedir. Basının ve toplumun doğru ve gerçek zamanlı bilgilendirilmesi önemlidir ve asla ihmal edilmemelidir.
 
Başka hangi ülkelerde kimliklendirme ekibi uygulaması var?
Interpol, tüm üye ülkelere bir ulusal kimliklendirme ekibi oluşturmalarını tavsiye etmektedir. Gelişmiş tüm ülkelerde böyle bir kimliklendirme ekibi bulunmaktadır. Örneğin Sultanahmet’te meydana gelen patlama sonrasında Alman vatandaşlarının cenazelerinin ülkelerine götürülerek, otopsilerinin orada yapıldığı bilgisini aldım. 2003 Yılında Diyarbakır’da düşen uçaktaki bir Finlandiya vatandaşı için, Finlandiya Kimliklendirme Ekibinin bir üyesi, kazadan hemen sonra ülkemize gelerek, kendi ülke vatandaşının kimliği belirlenene kadar ülkemizde kalmıştır. Bu süreçte kendisi Adli Tıp Kurumu uzmanlarına gerekli verilerin ulaştırılması hususunda büyük destek olmuştur. 2003 yılında İstanbul’da meydana gelen patlamalarda hayatını kaybeden İngiliz vatandaşlarının otopsi ve kimliklendirme işlemlerini başarılı bir şekilde yapan Adli Tıp Kurumu ekibi, İngiltere’den  büyük takdir almıştır. 
Büyük felaketlerde, ülkelerin kimliklendirme ekipleri felaketten etkilenen ülkelere/bölgelere kendi ekipleri ile destek verebilmektedir. Bunun en kapsamlı örneği 2004’teki Tsunami sonrasında yaşanmıştır. 30 kadar ülkeden yaklaşık 600 uzman kimliklendirme çalışmalarına katılmış, çalışmalar Interpol şemsiyesi altında ve Avustralya Ekibinin yönetiminde gerçekleştirilmiş ve bir sene sürmüştür. Türkiye, Tayland tarafından davet edilmiş olmasına rağmen, durumun aciliyeti karşısında hızla yanıt verememiş ve 5 kişilik Türk ekibi, bu ekibin üyelerinden bir de bendim, çalışmalara katılamamıştır. Meslek hayatımın en büyük hayal kırıklıklarından biridir. 
Son Güncelleme: 29.01.2016 20:49
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.