banner60

KADAV: "Bu vahşete seyirci kalmayacağız"

Sakarya'da Suriyeli hamile kadın Emani'nin öldürülmesine tepki gösteren Kadın Dayanışma Vakfı - KADAV, "Kadınlarla Dayanışma Vakfı olarak, Emani’ye karşı işlenen suçun bütün Türkiye’li ve Suriyeli kadınlara karşı işlenmiş bir insanlık suçu olduğunu düşünüyor, ilgili bütün kamu sivil kurumları cinsiyetçilik ve Irkçılıkla mücadelenin her zamankinden daha ACİL olduğunu hatırlatmak istiyoruz." açıklamasında bulundu.

KADAV: "Bu vahşete seyirci kalmayacağız"

Sakarya'da Suriyeli hamile kadın Emani'nin öldürülmesine tepki gösteren Kadın Dayanışma Vakfı - KADAV, "Kadınlarla Dayanışma Vakfı olarak, Emani’ye karşı işlenen suçun bütün Türkiye’li ve Suriyeli kadınlara karşı işlenmiş bir insanlık suçu olduğunu düşünüyor, ilgili bütün kamu sivil kurumları cinsiyetçilik ve Irkçılıkla mücadelenin her zamankinden daha ACİL olduğunu hatırlatmak istiyoruz." açıklamasında bulundu.

Tülay ŞUBATLI
Tülay ŞUBATLI
08 Temmuz 2017 Cumartesi 10:37
KADAV: "Bu vahşete seyirci kalmayacağız"
banner62

Kadın Dayanışma Vakfı, KADAV'dan yapılan açıklama şöyle;

"Bir kadın kaçırıldı, tecavüze uğradı ve öldürüldü.

Hamile bir kadın kaçırıldı, tecavüze uğradı ve öldürüldü.

Suriyeli hamile bir kadın kaçırıldı, tecavüze uğradı ve öldürüldü.

Erkekliğin kendini kadın bedeni üzerinde her hakka sahip görmesi dün Sakarya’da bir kadını daha aramızdan aldı. Buna karşın, kadınlara özellikle de Türkiye’de göçmen olarak yaşayan kadınlara cinsiyetleri nedeniyle yönelen şiddetin meşrulaştırılması medyasından meclisine her zeminde artarak devam ediyor. Suriye’deki savaş nedeniyle evini, ülkesini terk ederek Türkiye’ye sığınan Emani Arrahman, Türkiye’deki kadın düşmanlığından kaçıp sığınabileceği bir yer bulamadı.

Sakarya’da hayata tutunmaya çalışan Emani’yi iki erkek evinden kaçırıp çığlıklarını kimsenin duymayacağı yere götürdü, tecavüz etti ve öldürdü.

Güvendikleri; yükselen erkek iktidarı, kadın cinayetlerinin meşru görülmesi, “o da etek giymeseydi”, “geç saatte eve gelmeseydi”, “kahkaha atmasaydı”, söylemleri idi. Ya da kadın katillerine uygulanan indirimler, alelade yürütülen soruşturmalar sonucunda faillerin yakalanmaması, kadınlar söz konusu olduğunda adaletin bir türlü tecelli etmemesi idi.

Söz konusu olan bir Suriyeli kadın olduğunda güvenecekleri çok daha fazla şey vardı. Onlar “bizden değil”, “sahipsizler”, “haklarını arayamazlar”, “hem ne işleri vardı Türkiye de ülkelerinde kalıp savaşsalardı” ve bunun meşrulaştırma cümleleri..

Üstelik bu cümleleri sadece kadın düşmanları kurmuyor. Medya önünde kamuoyuna konuşma mevkiine sahip olanlar da, Türkiye’nin sınırlarını Suriyelilere açmasının tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerin bir gereği, insan haklarına dair bir durum olduğunu söylemek şöyle dursun kimi bir lütuf olarak sunuyor, kimi ise onlardan top yekun bir “sorun” olarak bahsediyor. Özellikle son dönemde tırmandırılan ırkçılık/Suriyeli sığınmacıları hedef alan söylemler, "suç işleyen kendisini sınır dışında bulur", “Suriyeli' ler ekonomik ve sosyal olarak kaosa neden oluyor” gibi cümleler medyada dolaşırken sistemli olarak mültecilere yönelik düşmanlık körükleniyor. Suriyeli kadın ve çocukları “evlendirme” adı altında sömürmeye veya yoksullularını ucuz işgücü olarak değerlendirmeye niyetlenen fırsatçılara gün doğuyor. En kırılgan olanların yani kadın, çocuk ve LGBTI’lerin hedef alınmasını zemini büyütüyor. 

Şiddete maruz kalan veya barınaksız oldukları için şiddete açık hale gelen Suriyeli kadınlara Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait “konuk evleri”nin kapasitesi yetmiyor. Mülteci Kampları ise Yalnız ve üstelik “cinsiyet temelli şiddete maruz kaldığı için etiketlenmiş kadınlar için güvenli barınma sağlayamıyor. Elbette kamu ve sivil pek çok kurum mültecilere destek olmaya çalışıyor ama bu destekler kadınları şiddetten uzak tutmayı önceleyen düzenlemeler ve özel mekanizmalar oluşturmaktan çok uzak. Sosyal destek mekanizmalarının işlevsizleştiği ve yardım adı altında Suriyelilerin bağımlılaştırıldığı sistem işlemedi/işlemiyor. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin Yasal statüsü kapsamındaki hakları ve uygulamadaki yetersizlik acil bir ihtiyaç olmaya devam ediyor. Göçmenlik konumu üzerine cinsiyetçilik eklendiğinde Suriyeli kadın çocuk ve LGBTİ’lere yönelik şiddet riski katmerleniyor ve Türkiye onlar için Suriye kadar güvensiz bir yer geliyor. Tıpkı Emani Arrahman gibi sığındıkları evlerinde, sınırda, kamplarda ya da sokaklarda şiddetle, tecavüzle ve ölümle burun buruna yaşamaya çalışıyorlar.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı olarak, Emani’ye karşı işlenen suçun bütün Türkiye’li ve Suriyeli kadınlara karşı işlenmiş bir insanlık suçu olduğunu düşünüyor, ilgili bütün kamu sivil kurumları cinsiyetçilik ve Irkçılıkla mücadelenin her zamankinden daha ACİL olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Son Güncelleme: 08.07.2017 11:08
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.