Edebiyat Corona Günlerinde Ne İşe Yarar?

İletişim Yayınları, Corona günleri nedeniyle "Edebi Diyaloglar" söyleşi dizisi başlattı. Dizinin ilk konukları Şebnem İşigüzel ve Eyüp Aygün Tayşir..

Tülay ŞUBATLI
Tülay ŞUBATLI
27 Mart 2020 Cuma 17:04
Edebiyat Corona Günlerinde Ne İşe Yarar?

İletişim Yayınları, Corona Virüs salgını nedeniyle evlerine kapananlara yönelik yeni bir söyleşi dizisi başlattı. Söyleşinin çıkış noktası "Edebiyat böyle

zamanlarda "ne işe" yarar? Zaman mı geçirtir, moral mi verir, yoksa sezgimizi mi güçlendirir?" sorusuyla başlıyor. 

İletişim Yayınları, "Salgın Günlerinde Edebi Diyaloglar" söyleşi dizisinin ilk konukları ise Şebnem İşigüzel ve Eyüp Aygün Tayşir oldu. 

 Şebnem İşigüzel ve Eyüp Aygün Tayşir, evlere kapandığımız bugünlerde, hayattan ilham alan ve hayatı dönüştüren edebiyatı, metinlerin gücünü ve yazın dünyasının bu salgınla nasıl ilişkileneceği üzerine tahminlerini konuştular.

BU SALGINDAN SONRA HER ŞEY DEĞİŞECEK

ŞEBNEM İŞİGÜZEL: “Ben zaten karantinadaydım” diyorum, ama bilirdim ki insanlar dışarıda gezerdi ve istediğim zaman yazı masamdan kalkıp aralarına karışabilirim. Ancak itiraf edeyim, mesela Çöplük romanımı yazarken günlerce dışarı çıkmadığım oldu. Yaptığım tek hareket pencereden başımı uzatıp kızımın sevisten inişini gözleyip kapı otomatına basmaktı. Şimdiki durum farklı, kaygı verici, ancak kendimi bu yeni hayata karşı aşılı hissediyorum; söylemek istediğim bu. Edebiyat, durmak, düşünmek, hayal etmek, bir başına kalmak konusunda aşılı, antremanlı, hazırlıklı. Şimdi herkes bir şekilde -bizim zaten içinde yaşadığımız inzivaya mı demeliyim acaba?-, “edebiyat tapınağına” girmeye hazırlanıyor gibi geliyor bana. Okuma alışkanlığı yeniden kazanılıyor yahut zaten okuyorsa daha çok okuyacak zamana kavuştu. Tamam, gayet iyi. Ancak dediğim gibi ben zaten oradaydım. Bugünlere karşı hissim bu. Bir de şu var: Yeni bir zamanın kıyısındayız. Bu salgın ve karantina günlerinden sonra her şey değişecek.

Romancı olduğum için mutluyum. Arkaik bir şeye sahipmiş gibi. Öyle de gerçekten. Burada da şöyle bir hisle silkeleniyorum; “Yeni zamanda da olurum”. Herkesi “Gelin burası çok güzel” dediğimiz bir düşünce hayatına, edebiyat iklimine gelmeye, burada durmaya ikna etmişiz gibi de “saf” bir duygum var.

SALGINLAR METNE SIZAR, YAZAR FARK ETMESE DE

EYÜP AYGÜN TAYŞİR: Salgınlar mutlaka gelip geçerler. En azından tarih böyle gösteriyor. Dolayısıyla, bu dönem de bir süre sonra geride kalacak. Lakin her dönem mutlaka metne sızar; yazar fark etmese bile... Sanırım yaşadığımız bu günlerin edebiyata etkilerinden biri bu şekilde olacak. Nasıl ki Gezi Parkı süreci bir dolu edebiyat eserine sızdıysa, Korona Günleri'ni de doğrudan konu alan ya da eserin fonuna yerleştiren metinler okuyacağız gelecekte. Yaşadığımız bugünlere daha şimdiden "Korona Günleri" demeye ve hatta "Korona Günleri'nde ..." şeklinde isimlendirmeler yapmaya başladık. Bu da Marquez'in Kolera Günleri'nde Aşk isimli eserinden mülhem elbette. Belirli bir dönemde yaşanan bir olay, bambaşka bir dönemde bir romana ilham ve isim vermiş ve biz de onu bugünlere isim verirken kullanıyoruz. Gezi Parkı süreci de böyleydi; duvarlar, sokaklar edebiyata bulanmıştı. Benim de, bugünlerde her yer edebiyata bulanıyor şeklinde "saf" bir duygum var yani sizin gibi... Ve yine sizin gibi, ben de yazarlığın -ya da kimi zaman insanı yazar da yapan "hayatı inzivada yaşama" tercihinin- bugünlerde insana avantaj sağladığını düşünüyorum. Arkadaşlarım mesaj gönderip ne yaptığımı sorduklarında, gündelik yaşamımın çok az etkilendiğini fark ediyorum karantinadan. Sanırım bizler karantinayı tercihli olarak yaşamın tümüne yansıtan bireyler olduğumuz için böyle. Elbette bu gibi günlerin edebiyata farklı etkileri de var, belki onlara da değinmeliyiz.

EDEBİYAT VE VİRÜS BİRBİRİNE BENZİYOR

ŞEBNEM İŞİGÜZEL: Evet, dünyaya bakışımız değişecek. Edebiyat yeni bir bakış kazanacak. Biraz önce Marquez Babamızla hatırladığımız şöyle de bir şey var tabii: Edebiyatın derin bir sezgisi var. Buna dayanarak bazı şeyleri tahayyül edebiliyor. Tıpkı nörolojinin keşfedeceği hayalet organlar denilen şeyi, yani kesilen bir uzvun oradaymış gibi hissedilmesini, 1862’de Amerikan İç Savaşı’nda yaşadıklarından yola çıkarak şiirlerinde dillendiren Walt Whiteman gibi. Çimen Yaprakları’nda bedenle ruhu meczetmek gibi devrimci bir fikri var. Ruh ve bedeni ayıran Decartes’a kadar çıkabilir, hatta “Her şey bizim için iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin. Gerçekteyse atomlar ve boş uzay vardır,” diyen Demokritos’a kadar gidebiliriz. Günümüz tabiriyle “bunlar cepte”. Ama bugünler bize ne yapacak? Aslında edebiyat ve virüs denilen şey birbirlerine benziyor. Her ikisi de yaşamak için bir canlıya ihtiyaç duyuyorlar. Bizden neler çıkacak? Okur nasıl bir edebiyatla yüz yüze gelecek? Sanırım derin düşüncelere gömüleceğiz. Derin düşüncelerin bizi sürüklediği kıyılarda edebiyat adına neleri bulacağımızı merak ediyorum. Bunun parçası olmaktan, yeni bir zamanın kıyısında durmaktan, yazacak olmaktan dolayı heyecanlıyım. Edebi anlamda da, tıpkı aslında bu virüsün küresel ısınmayla eriyen buzullarda saklı kalmış olduğu teorisindeki gibi, başa mı döneceğiz? Kabaca ifade edecek olursam, klasik eserlere mi yaklaşacağız? Bence hayır. Salgının geçip gittiği dünyada sanırım biz romancılar sezgilerimize daha çok güvenerek yazacağız. Buradan ne çıkar? Buluşumuz ne olacak? Hiç olmayan bir rengi keşfetmek gibi heyecan verici olacağı kesin. Siz ne düşünüyorsunuz?

BİR DOLU BİLİNMEZLİK BİZİ BEKLİYOR

EYÜP AYGÜN TAYŞİR: Yazar açısından bakılırsa, yazacak daha çok vakte ve yaratıcılığı tetikleyecek, ilham verecek konulara kavuşmak demek böyle günler. Örneğin, bilim kurgu için de toplumcu gerçekçi bir kurgu için de geniş imkânlar sunuyor bu gibi dönemler, olaylar. Okur açısından bakılırsa da okuyacak yeni konulara ve okuyacak daha çok zamana kavuşmak anlamına geliyor. Hatta sosyal medyada yeni bir "meydan okuma" furyası başladı birkaç gündür. İnsanlar birbirlerine "meydan okuyarak" birbirlerini kitap okumaya davet ediyor. Öte yandan, çok naif ve iyimser de değilim. Konumuz Korona Günleri'nde Edebiyat olduğu için bunun dışına çıkmayayım diyorum ama, bu işin elbette bir de ekonomik boyutu var. Ekonomik açıdan olumsuzluklar yaşanacağı ve bunların hem bireyleri hem de bir bütün olarak toplumu olumsuz etkileyeceği aşikâr. Bu olumsuzluğu tekrar edebiyat ile ilişkilendirecek olursam, bunun da edebiyat üzerinde mutlaka bir etkisi olacak diyebilirim. Belki gündelik bir iş yapıp gündelik kazanan ve bu süreçte işini kaybeden bir bireyi okuyacağız yazılacak bir romanda... Belki kendisini bu gibi olumsuzluklardan etkilenenleri korumaya adayan modern kahramanları... Ve elbette, hiç aklımıza gelmeyenlere ilham verecek bugünler.

Tabii bu ekonomik boyutun edebiyatla ilişkisi sadece metne girecek konu ya da karakterler ile sınırlı değil. Bunun bir de gündelik yaşamdaki karşılığı var. Alım gücü düşen lakin okumak isteyen insanlar, kütüphanelerin de kapalı olduğu bu dönemde ne gibi çözümler üretecek, yayıncılar ne yapacak, fuarların olmayışı kitapçılık sektörünü nasıl etkileyecek? Böyle bir dolu bilinmezlik bizi bekliyor. Lakin ben, bu günler en nihayet sona erdiğinde, insanların eski alışkanlıklarına hızla geri döneceğini düşünüyorum. Yani bu yaşadıklarımız bizi, örneğin internetin ortaya çıkmasıyla değişmemiz gibi, büyük bir değişime götürmeyecek gibi geliyor bana. Bu dönemi atlatmak için ürettiğimiz çözümlerin pek azının kalıcı olacağı kanısındayım. Bunda insanın zor değişen bir mahluk olduğu konusuna iman etmiş olmamın etkisi büyük elbette. Yüzeyde birtakım değişiklikler olsa da nüvede pek az şey, pek yavaş ve evrimsel bir süreçle değişiyor gibi geliyor bana. Yine de bu dönemde pek çok şey sanal dünyaya kayıyor mecburen; bu sohbeti bile karşılıklı e-postalar aracılığıyla edebiliyoruz. Sanırım uzun süredir internet ortamına taşınan hayatımız gibi, edebiyat da bu süreçte daha da bir yerleşecek oraya.

Söyleşinin tamamını İletişim Yayınları'ndan okuyabilirsiniz. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.