Müge İplikçi, "Bizden istedikleri yenilgiye kalemlerimizle, kahkamızla direneceğiz"

Gazeteci Yazar Müge İplikçi, "Bizden istedikleri yenilgiyi onlara vermeyeceğiz, direneceğiz. Bu direnç ilk etapta kalemlerimiz, sözcüklerimiz, kahkahamız ve mizahımızla olmalı bence. Çünkü onlar çok ciddiler. O ciddiyeti bloke etmenin yolu buradan geçiyor."

Tülay ŞUBATLI
Tülay ŞUBATLI
22 Aralık 2020 Salı 06:44
Müge İplikçi, "Bizden istedikleri yenilgiye kalemlerimizle, kahkamızla direneceğiz"

KM Events ve KM Events Beyond Luxury Kurucu Başkanı Meltem Beyazıt Tepeler, Instagram'daki canlı yayınında Gazeteci Yazar Müge İplikçi'yi ağırladı.

Kadıköy Anadolu Lisesi'nden arkadaş olan Tepeler ve İplikçi, yayın sırasında 'Kadın ve Edebiyat' başlığı çevresinde gerek okul günlerini andılar, gerekse kadın olmanın zorluklarını konuştular.

Bu keyifli sohbette Müge İplikçi'nin anlattıklarından bazı başlıkları sizler için derledik...

 

* İnsanın edebiyatla kurduğu bağ kendi içiyle kurduğu bir bağ aslında.

Bir tür terapi esasen.

17-18 yaşımdan bu yana eğer kağıt ve kalemin bana yol göstericiliği olmasaydı biraz biraz kafayı sıyıracak gidecektim geliyor bana. Kalem her daim bana şunu söylemiştir, “Yalnız değilsin. Üstelik tek başına da değilsin. Okuduğun onca şey ve yazmayı tasarladığın onca şey aslında senin bu evrende yalnız olmadığını gösteriyor. Yalnız olmadığında mücadele gücünü yeniden hatırlıyorsun ve o mücadele gücü ise yine seni yaşamın bilinmezliği içerisinde aslında yaşamın senin yanında olduğunu hatırlatıyor.

Bu alınterinin, düşüncelerinin, içindeki şiirin büyük bir başka bir şiirle buluşacağının ünlemidir belki de…

Bu hadi bakalım çok güzeliz, iyiyiz demek değil. Yaşamda bir sürü ayrıntı var ve bu ayrıntınıın her biri bize çok da güzel şeyler söylemiyor. Ama biz bunları birer son değil birer eşik olarak görürsek, ki edebiyatın en güzel yanı budur.

Yazdığım zaman diyorum ki bir eşik daha atladın. Mesela Yıkık Kentli Kadınlar diye benim depremzede kadınlarla yaptığım beni çok üzen bir kitabım var. Her ölümlü gibi ölümden çok korkan biriydim, ama ondan sonra ölüm bizim küçük hayatlarımızın bir noktalı virgülü ve yaşam varsa ölüm de var demeye başladım.

*    Kitaplardan bize süzülen kadim bilgiyle yoğrularak, yanlış yapmaya devam ederek, o hakkı birbirimize vermek durumundayız, edebiyatla yoluma devam ediyorum. Yazmak bana bunu öğretiyor, her gün öğreniyorum, öğrenci olmaya bayılıyorum.

*  İlk kitap Uçan Salı, denemekten ürktüğüm bir kitaptı. Salı Pazarı’nı anlatırım orada. Anneannem ve dedemle geçirdiğim şamata dolu günlere referans veririm. Söğütlüçeşme benim için bayram yeri gibiydi. İyi ki o kitabı yazmışım, Uçan Salı çocuk dünyasında best seller oldu.

Kız arkadaşlarımla o kadar gülerdik ki işleri unuturduk yapacağımız. Bahariye bizim kahkalarımızla inlerdi. Gülmenin o noktada boş vermek değil anlamaktır olduğunu çoğu insana anlatamazsınız bu toplumda ama öyledir. Yani anladığımız bir şeye gülersiniz, anladığınız bir gerçeği çok katıysa yumuşatırsınız, o mizah etkisi içerisinde kendi ruhunuzu da hafifletirsiniz. Ağlanacak halimize gülme noktası seçtiğimiz basitlik değil, seçtiğimiz sofistike yolun bir kanıtıydı.

*  Kahkaha atmanın insanı iyileştirdiğine inanıyorum. Gülmenin bir çok acıyı söndüremese de yavaşlattığına inanıyorum. Bu zor günlerde verdiğim röportajlarda hep mizahi bir yan yakalayıp onu aktarmaya çalışıyorum. Bu zor günleri daha da beter yetişkin katılığı ile cevap vermek yerine çocukların mutluluk arayışıyla ve mutluluk arayışının ona şuna buna bağlı olmaksızın kendiliğinden ortamı dönüştürmesinden o kadar çok şey öğrendim ki. Aslında bizim bakış açımızdır dünyayı keşfedişimiz noktası da burada kendisini gösterdi.

Benim içimdeki çocuk böyle bir çocuk, onu öldürmemeye çalışmamın sebebi de bu. Hele bir kadın yazarsanız, kadınların öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz, insan hak adalet sisteminin çöktüğü bir ülkede yaşıyoruz. Ama bu şu demek değil bizden istedikleri hüznü onlara vermeyeceğiz. Bizden istedikleri yenilgiyi onlara vermeyeceğiz, direneceğiz. Bu direnç ilk etapta kalemlerimiz, sözcüklerimiz, kahkahamız ve mizahımızla olmalı bence. Çünkü onlar çok ciddiler. O ciddiyeti bloke etmenin yolu buradan geçiyor. İçimdeki çocuk bu işte.

Genç öğrencilerime hep şunu söylüyorum, yazdıklarınızı anlamıyoruz diyor birisi. Sen bu buluşmaya adım atıyor musun peki, ben bu adımı attım kitabı yazdım, senin attığın adım nerede. Edebiyatla kurulabilecek köprünün bir ayağı bende sen neredesin okur. Zeytindalı diyorum Medyascope’da, peki genç okur peki yaşsız okur sen neredesin? Birlikte duyumsamaya, düşünmeye var mısın? Yoksa mış gibi yapmaya devam mı edeceksin?

Yazdıkların zor, zor nedir aç.

*  Kadınlık bir arayış, herkesin kendi devrimini yapmasından yanayım.

Edebiyat cephesinden bakıldığında,  Joseph Campbell,  Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabındaki kahraman için diyor ki, 'buradaki bir erkek kahramandan bahsediyorum.'

Mitolojiye baktığımızda öyle, Gılgamış’a baktığımızda bir kadın var, Antik Yunan’da öyle, Aristo’ya bakabilirsiniz. Gençler, yoksullar kadınlar bir adım geride.

*  Kadın kendini nasıl var edecek kadın bu yolcuğulu bir kez daha yapmalı.

Çok iyi yere geldin, iyi mühendis, doktor oldun ama hep şöyle bir hissiyata kapılııyorlar yaptım ama içimde bir boşluk var. O boşluk hikayesi kadının gerçek yolculuğunun yapmamasının hikayesi. Ne yapacağız, o yolculuğa bir kez daha çıkacağız. Olup biteni başka bir mercekle görebilme, öfkelerimizin neşelerimizin ne olduğunu anlamak, artık sağı solu suçlamak, kendimizi suçlamak yerine hayatla barışmak, huzura ermek ve gerçek kimliğimizde yolculuğumuza revan olmak. Bu bir devrim.

Devrim yapamazsınız, ancak devrim olabilirsiniz noktasında bence Ursula K. Le Guin’in söylediği şey buydu.

* İyi eş, vefakar kadın, şefkatli anne.. Bunlar kadının üzerine yükleniyor karşı değilim ama tek sıfat halinde kaldığında büyük sıkıntı. Hiçbir zaman kadının kendini gerçekleştirme şansı olmuyor. Bizden önceki kuşakta çok belirgin. Bizler o anlamda 80’li yıllara denk düşen feminst harekete de çok şey borçluyuz. O dönemki büyük arayışları, büyük yeni soruların ne kadar önemliydi. Baktığımız zaman modernitenin kadın üzerinde yarattığı ağır kimlik yoksul var oluşu ifade ediyor. Bunları yaparsan olur. Hayır efendim böyle şey olamaz. Böyle bir kültürel baskı olabilir mi? Olmadığını da gösterdik yani. Bunların yavaş yavaş çözülmesi gerekiyor. Sadece kadınların değil toplumun bunun mücadelesini vermesi gerikiyor. Bu mücadeleyi verenler de var.

Hayır diyerek Adalet Ağaoğlu’nun hayır ile yola revan olursak o zaman bir takım evetlerin de ne olduğu idraki devreye girecek, o evetlerin içinde kadınlar artık 2. Sınıf vatandaş olmayacaklar. Kendilerini hayatta seçme, hayatta görme hakkını ruhsal olarak bulacaklar.

Benim bir oğlum kocam var, evliyim. Çok da didiştiğim zamanlarım oluyor ama o mücadeleden vaz geçmiyorum. Vaz geçtiğimde Müge’nin biteceğini biliyorum.

*  Kadınsan, bu topraklardaysan ne kadar yok saymaya çalışsak da bir Orta Doğu toplumuyuz biz. Bu Orta Doğu topraklarını meydana getiren coğrafya bir kaderdir duygusu içinde kendime yol bulmaya çalışırken zorluklar yaşadım. Kavrulduğum zamanlar da biliyorum. Kaç diploman var, kaç dil biliyorsun, bilmem ne kadar yol katetmişsin, bilmem ne kadar kitap okumuşsunuz. Hiçbirinin beş para etmediği zamanlar oluyor. Bunun üstesinden gelmenin yolları olduğunu bilmek gerekiyor. Yaşamı bir rehber olarak görüp yürümekten vaz geçmediğiniz zaman, yani ‘bir dakika arkadaş ben burada öykü yazacağım’ dediğin zaman. ‘Herkes kendi odasına, bulaşıklar bekleyebilir çamaşırları da siz halledin bakalım’ ben şimdi bu kitabı bitireceğim’ dediğim zaman bunu demek kolay değildi. Ekmek elden su gölden diye çok da suçlandığım zamanlar oldu, bunu da yaparlar, genelde hem cinslerimiz var. Bunun mücadelesini veren insan neyin ne olduğunu biliyor zaten. Kadının kadına düşmanlık değil, kadının kadına dost olması, arkasında ve yanında durması lazım ne olursa olsun.

MÜGE İPLİKÇİ KİMDİR?

Müge İplikçi 1966 yılında İstanbul’da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları ve Araştırma Bölümü’nden ve The Ohio State University’den iki ayrı yüksek lisans derecesi aldı.

İlk öykü kitabı Perende 1998 yılında yayımlandı. Ardından Columbus’un Kadınları, Arkası Yarın ve Transit Yolcular öykü kitaplarını yazdı.

İlk romanı Kül ve Yel 2004 yılında yayımlandı. Yazarın öyküleri ve romanları Almanca, İngilizce başta olmak üzere birçok yabancı dile çevrildi.

TRT2'de "Açık Kitap" programını hazırlayıp sundu. Açık Radyo’da “Sabun Köpüğü” programını hazırlayıp sundu.

Vatan Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı.

Türkiye PEN Kadın Yazarlar Komitesi başkanlığını aralıklı olarak 2004-2005 ve 2007-2009 yılları arasında yapan yazar, halen İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki yarı zamanlı öğretim görevliliğine devam ediyor. Gazete Kadıköy’de yazıları haftalık olarak yayımlanıyor.

Yazar, aynı zamanda Medyascope.tv’de Zeytin Dalı ve Sabun Köpüğü programlarını hazırlayıp sunmaya devam ediyor.

Son Güncelleme: 21.12.2020 16:25
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.