Ebru Akdağ, Toplum Kadını Ötekileştirmemeli Desteklemeli

Mümsad Genel Sekreteri Ebru Akdağ, "Toplumun kadınları ötekileştirmemesi, iş hayatına katılımı için engel değil destek olması, bu gelişimi sağlamak için gerektiğinde pozitif ayrımcılık yapması gerektiğine inanıyorum." dedi.

Tülay ŞUBATLI
Tülay ŞUBATLI
04 Haziran 2020 Perşembe 07:58
Ebru Akdağ, Toplum Kadını Ötekileştirmemeli Desteklemeli

Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği - MÜMSAD- Türkiye'nin en büyük STK'larından biri. Türkiye’deki margarin üretiminin yüzde 98 MÜMSAD üyesi şirketler tarafından yapılıyor. Ürünlerin standart ve kodekslerinin hazırlanmasında rol oynayan MÜMSAD, çok tartışmalı bir konu olan margarinlerdeki trans yaz oranını 2007’den beri yüzde 1’in altına düşürülmesini sağladı. Gıda konusundaki bilgi kirliliğinin önlenmesi için çalışmalar da yürüten MÜMSAD'ın Genel Koordinatörlürüğü'nü ise başarılı bir iş kadını olan Ebru Akdağ yapıyor.

İş hayatına başlayana kadar 15 yıl profesyonel olarak basketbol oynayan, şimdilerde ise veteran grubunda oynamaya devam eden iş kadını Ebru Akdağ, bir gıda mühendisi olarak sivil toplum örgütlerinde çalışmayı tercih edenlerden. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği'nden 2005 yılında mezun olan Ebru Akdağ, aynı üniversitede Mühendislik Yönetimi alanında master yaptı. Kariyerine Meyve Suyu Endüstrisi Derneği - MEYED - Genel Sektereteri olarak başlayan iş kadını Ebru Akdağ, 11 yıl bu görevini başarıyla yürüttükten sonra 2016 yılından bu yana ise MÜMSAD Genel Sekreteri olarak görev yapıyor.

Dünya Meyve Suyu Federasyonu Yönetim Kurulu Üyeliği de yapan Ebru Akdağ da başarılarla dolu kariyerinde her iş kadını gibi sırf 'kadın' olduğu için bazı engellerle karşılaşmış ama bunların üstesinden gelmeyi de bilmiş. Örneğin bir toplantıda tüm katılımcılarla görüşen 'erkek' yönetici Ebru Akdağ ile tokalaşmamış. Toplantı esnasında ise söz almakta zorlanmış, sözü sık sık kesilmiş. Ama O sonunda kendini dinletmeyi başarmış.

İşte Kadınlar'da karşınızda MÜMSAD Genel Sekreteri Ebru Akdağ...

 

EBRU AKDAĞ KİMDİR?

15 YIL PROFESYONEL BASKETBOL OYNADI

İş kadını Ebru Akdağ kimdir, sizi tanıyabilir miyiz?

Aslen Merzifon’luyuz ancak ben 1980 Ankara doğumluyum. Devlet ilkokulundan sonra Arı Koleji’nde orta ve lise öğrenimimi tamamladım. Arı Koleji’ne başlamam ile bana hem özel hem de iş hayatımda çok değerli öğretiler sunan basketbol hayatıma girdi. Böylelikle ailemden kazandığım birçok şey bu yolculukta perçinlenmiş oldu: Hedefine ulaşmak uğruna kendini geliştirmek için sürekli ve çok çalışmak, disiplin, kurallara saygı, adil rekabet, takım oyuncusu olmak, ortak hedefler için sonuna kadar mücadele gibi...

İş hayatına başlayana kadar ne ben basketbolu, ne de basketbol beni bırakmadı. Küçük kızlar ve okul takımları kategorileriyle başlayan ve 1. Lige kadar uzanan toplam 15 yıl profesyonel olarak basketbol oynadım.

Bundan 3 yıl önce ise, artık hayatımda olacağını düşünmezken, veteranlar ligiyle tekrar hayatıma girdi basketbol; tabi bu defa hobi olarak.

Üniversite hayatım hayalini kurduğum O.D.T.Ü.’de geçti. Lisans eğitimimi Gıda Mühendisliği bölümünde, Yüksek Lisans eğitimimi ise yine O.D.T.Ü. Endüstri Mühendisliği bölümünün Mühendislik Yönetimi Programı'nda tamamladım.

İş hayatım boyunca hem uzmanlığım gereği, hem de görev aldığım kurumları temsilen katıldığım TSE, TOBB, TÜSİAD gibi kurumların ve Bakanlıkların komisyonlarında da çok şey öğrendim.

Harvard’ın Kadir Has Üniversitesi ev sahipliğinde açtığı uluslararası katılımlı “Sivil Toplum Kuruluşları Liderliği için Stratejik Yönetim” yönetici eğitim programıyla güçlü liderlik, paydaşlarla iletişim ve uzun soluklu iş birlikleri kurma gibi konularda yeni perspektifler ve beceriler kazandım.

ABD Büyükelçiliğinin Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı (International Visitor Leadership Program)’na ülkemizden kamu dışından seçilen ilk gıda sektörü temsilcisi oldum. Dünya’nın dört bir yanından 30 kişinin yer aldığı delegasyonla üç hafta boyunca ABD’de altı farklı eyaletteki gıda ile tarım alanında özel sektör, kamu, bilim dünyası, çiftçiler ve medya temsilcileriyle yoğun programlarımız oldu. Bu benim için, bir yandan ülkemi temsil ederken, bir yandan da bambaşka kültürlere sahip hiç tanımadığınız insanlardan oluşa bir delegasyonun parçası olarak, okyanus aşırı topraklardaki kültür, gelişme, teknoloji ve politikaları anlamaya çalıştığım çok ufuk açıcı bir tecrübe oldu.

Son zamanlarda gıda sektörü açısından iyice önem kazanan Gıda Savunması konusunda yine ABD’ye giden temsilci heyetine seçilerek katıldığım Minnesota Üniversitesi’nin eğitim ve iş birliği programı da yeni tecrübeler kazanmamı sağladı.

DÜNYA MEYVE SUYU ELÇİSİ SEÇİLDİ

Kariyer yolculuğunuz nasıl ilerledi?  

O.D.T.Ü.’de mastırımı yaparken bir yandan da iş arayışına girdim; ancak gıda sektörü açısından Ankara’da çok iş fırsatı yoktur. Bir süre sonra kuruculuğunu ve başkanlığını çok değerli bir bilim insanının yaptığı Meyve Suyu Endüstrisi Derneği (MEYED) ile yollarım kesişti. Böylelikle halen devam eden STK yöneticiliği yolculuğum da başlamış oldu. 11 yıl boyunca süren MEYED Genel Sekreterliği görevim boyunca, sektörü sadece yurt içindeki kurumlarda değil yurt dışında da temsil ettim. Bu kapsamda AB Meyve Suyu Birliği ile Dünya Meyve Suyu Federasyonu'nun Teknik ve İletişim Komisyonlarında görev aldım.

Son olarak da Dünya Meyve Suyu Federasyonu’nda Türkiye’yi de içerecek şekilde Doğu Avrupa ve Avrasya bölgelerini temsil etmek üzere Yönetim Kurulu’na seçildim. Bu esnada bana, fikir analığını yaptığım ve bugün Dünya’nın İspanya, Rusya, Avustralya gibi farklı coğrafyalarında kutlanan Dünya Meyve Suyu Günü için Elçisi unvanı verildi.

GIDA GÜVENİRLİLİĞİ KOMİSYONUNA BAŞKANLIK YAPTI

Bana sürpriz olan bir kısa dönemli görevim ise, beş yıllık 10. Kalkınma Planı’nın Gıda Ürünleri ve Gıda Güvenilirliği Özel İhtisas Komisyonu’nun Başkanlığına seçilmem olmuştu. Türkiye çapında gıda alanında uzmanlığı olan öğretim üyeleri, kamu ve özel sektör temsilcilerinin olduğu bir platformda beni başkan seçmeleri, büyüklerimizin tevazu, çalışma arkadaşlarımın takdiri ve benim için ise onur kaynağı olmuştu.

11 yılın sonunda, çok sevdiğim MEYED ve meyve suyu sektörüyle, yeni tecrübeler edinmek için yollarımı ayırıp, yine bir STK ile farklı bir yola girmeye karar verdim. O zamandan bu yana, yani üç yıldır, Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği (MÜMSAD)’ın Genel Koordinatörlüğünü yapıyorum.

'TARLADAN ÇATALA'

Hangi alanda uzmansınız, özellikleriniz neler, kısaca anlatır mısınız? Sizin mesleğinizi seçmek isteyen veya bu yolda ilerleyenler kadınlara rehber olması için yaptığınız işle ilgili, uzmanlığınızın olduğu konuda püf noktalarını paylaşır mısınız?

Mezun olduğum dönemde ülkemizde gıda mühendisliğinin genel olarak iki ekolü vardı; biri ziraat, diğeri ise kimyadan doğmaydı. O.D.T.Ü.’deki müfredat, o zaman için, çoğu diğer gıda mühendisliğinden farklıydı. Bizim gördüğümüz eğitim ikinci, yani kimya mühendisliğinden doğan mühendislik odaklı olandı. Aslında şöyle denir, O.D.T.Ü.’de en iyi öğretilen, sürekli araştırmak ve bilgiye nasıl ulaşacağındır. Aldığımız eğitim, çok kapsamlı bir teknik donanımın yanı sıra mühendis bakış açısı aşılayan, fikir yürütme yeteneğimizi geliştiren, çözüm odaklı bir yaklaşıma sahip olmamızı sağlayan bir eğitimdi. Ben bu ekolden yetiştim ve sonrasında mühendislik becerilerinin yöneticilikte en etkin şekilde kullanmayı, risk değerlendirmesi ve stratejik karar verme gibi yetileri geliştiren bir yüksek lisans programını tamamladım.

Bir gıda mühendisi olarak işin mutfağında hiç ter dökmedim; ama temsil ettiğim her sektörde üretimin ilk aşamasından sonuna kadar tüm teknik detayları incelemeye, fabrikaları ziyaret etmeye, ulusal ve uluslararası regülasyonlara hakim olmaya, hem üretici hem de tüketici ayağında yaşanan sorunları yakından takip etmeye özen gösterdim.

STK’larda çalışmayı sevmemin en önemli nedenlerinden biri size bilgilerinizi ve yetkinliğinizi birçok yönde geliştirme fırsatı sunması sanırım. Önceki işimde agronomistlerle çalışıp, onlardan ve uluslararası literatürden öğrendiklerim ve yöneticilerin tuttuğu ışıkla Türkiye tarım politikalarına öneri yazmışlığım da tarımsal üretimi arttırabilecek çitçi-sektör-kamu üçgeni örneğini anlatan sunumlar yapmışlığım da var. Bir yandan hem ilgili ihtisas komisyonlarında görev aldığım, hem de uluslararası regülasyonları ve Türkiye uyumunu takip etiğim için yasal düzenlemelere de hakim olmam gerekiyor.

Ancak sanırım işimde en keyif aldığım yönlerden biri iletişim. 14 yıldır hızlı tüketim ürünleri alanında kurumsal iletişim yapmaktayım; bu kapsamda gerek paydaş ilişkileri kurmak ve geliştirmek, gerekse yanıltıcı bilgilerle mücadele etmek ve bilimsel gerçeklerin yayılması için çok çeşitli çalışmaların içerisinde oldum ya da bunlara liderlik ettim.

Dolayısıyla hani derler ya “tarladan çatala” diye, sanıyorum gıdanın neredeyse her alanına kıyısından da olsa nüfus etme ve ona yönelik tecrübeler edinme şansım oldu.

Sanıyorum tüm bunlardaki püf nokta, her başarılı işin arkasında olanlardan farklı değildir; çok çalışmak, öğrenme ve üretme motivasyonunu beslemek, empati kurmak, etik değerlerden sapmamak ve yaptıklarının arkasında durabilmek. Ve tabi olmazsa olmazı da yaptığın işi sevmek. Ben işimi çok seviyor, yaşadığım olumsuzlukları beni harekete geçiren itici bir strese dönüştürmeye çalışırken olumlulardan duyduğum mutlulukla işime daha da çok sarılıyorum.

BİLGİ KİRLİLİĞİ İLE MÜCADELE EDİYOR

Çalıştığınız kurum hangi alanda faaliyet gösteriyor. İşinizde tam olarak neler yapıyorsunuz anlatır mısınız? Yeni projeleriniz neler?

MÜMSAD farklı kategorileri şemsiyesi altına almış ve bu kategorilerde küresel pazardaki yön belirleyici uluslararası firmalardan oluşmakta. Bu da çok ciddi bir tecrübe havuzundan faydalanabilmek anlamına geliyor. Şemsiyemiz altında yer alan kategoriler margarin, kuru çorba, bitki ve meyve çayları ve dondurulmuş ürünler şeklinde.

Özetle temsil ettiğimiz kategoriler için gerekli standart ve kodekslerin hazırlanmasına ve uygulanmasına yardımcı olmak, güvenilir ve hijyenik üretimi teşvik etmek, uluslararası gelişmeleri takip etmek, ülkemizi ve sektörümüzü yurt dışında temsil etmek ve tüketicileri bilinçlendirmek MÜMSAD’ın temel amaçları arasında.

Çalışmaların bilimsel eksende ve çok boyutlu olabilmesi için bakanlıklar, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, sağlık dünyası ile iş birliği içinde hareket etmeye büyük önem veriyoruz. Böylelikle hem çalışmalarımızı daha geniş bir alana yayıyor hem de farklı disiplinler ve önceliklerden, yeni bilgiler ve bakış açıları kazanabiliyoruz.

En çok çaba gösterdiğimiz konuların başında bilgi kirliliğiyle mücadele yer alıyor. Gıda alanında yaratılan bilgi kirliliğiyle mücadelede liderlik yapmakta, yanlış önyargıların üstesinden gelmeye ve bilimsel doğrulara odaklanılmasına çalışıyoruz. Bu kapsamda üniversitelerin beslenme ve diyetetik, gıda mühendisliği bölümlerinin öğretim üyeleri, öğrencileri, tıp doktorları, paydaş STK’lar, fikir liderleri ve medya ile iletişim içindeyiz. Bugüne kadar Türkiye genelinde 30 şehirde 60 Üniversite’de düzenlenen sempozyumlarla, 11 bini aşkın öğrenciye ulaşılmıştık.

KADIN ÖZGÜRLEŞMEK İÇİN ÇALIŞMALI

Çalışan kadın olmak ne demek nasıl açıklarsınız? Kadınlar neden çalışmalı?

Çalışan kadın olmak, özgür kadın olmaktır bence. Aslında kadın erkek ayırımı yapmaksızın, çalışmanın her birey için özgürleştirici ve geliştirici olduğunu düşünüyorum. Ancak ülkemizde kadınların iş hayatına katılım oranının düşüklüğü, kadına şiddetin korkutucu seviyelerde olması ve kadın erkek eşitliğindeki büyük uçurum, kadınlar açısından çalışmanın öneminin daha da net çizilmesini gerektiriyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yıl yayınladığı Cinsiyet Ayrımı Raporu’na (Global Gender Gap Report 2020) göre ülkemizdeki kadınların sadece yüzde 37’si iş hayatına katılıyor, erkeklerin katılım oranı bunun iki katından fazla. Türkiye nüfusunun kadın-erkek oranının yaklaşık yarı yarıya olduğunu göz önüne aldığımızda, bunun ülke ekonomisi ve gelişimi açısından da büyük bir kayıp olduğunu açıkça görebiliriz. İlerlemek isteyen bir toplumda kadının iş hayatında rol almaması düşünülemez. Bu nedenle kadınların iş hayatına katılımı toplumun gerek ekonomik, gerekse entelektüel gelişimi için şarttır.

Yine de benim asıl altını çizmek istediğim, kadının özgürleşmek için çalışması gerektiği düşüncem. Özgürleşmenin altında çok şey yatıyor aslında. Paramızı kazanıp ayaklarımız üzerinde durabilmemiz bunun en önemli yanlarından biri kuşkusuz. Öte yandan iş hayatının içerisinde olmak, biraz da gerçekten hayatın içinde olmak gibi geliyor bana birçok yönüyle. İş hayatında olmak kendimizi artı ve eksileriyle tartabilmemiz, eksiklerimizi giderebilmek ve artılarımızı geliştirebilmek için hiç bitmeyen bir kurs görevi görüyor. İnsan yaşamı boyunca kendini gerçekleştirmekle meşgul olmalıdır diye düşünüyorum ve bunun için iş hayatı iyi bir okuldur.

Özetle kadının çalışması, ayakları üzerinde durabilmesini sağlarken, üretkenliğinin, özgüveninin, toplumsal ekonomi ve ilerlemenin gelişimi için yeri doldurulamaz bir ihtiyaçtır.

KADINLAR DAHA AZ ÜCRET ALIYOR, TACİZLE KARŞILAŞIYOR

Çalışan kadınların yaşadığı en önemli sorunlar sizce neler? Birkaç maddeyle sıralar mısınız?

Detayına girersek farklı ekonomik ve kültürel çevrelerde, bambaşka sorunları var çalışan kadınların ve kapsamlı cevap vermek için bunu ayrıca ele almak gerekir. Bu nedenle kısa bir yanıt için kuş bakışı genel değerlendirmelerde bulunmak belki de daha doğru olacak. Öncelikle yine Cinsiyet Ayrımı Raporu’na dönecek olursak, ülkemiz kadın – erkek eşitliği bakımından incelenen 153 ülke arasında 130. sırada olması, kadınların yaşadığı zorlukların en net göstergelerinden biridir. Özetle genel birkaç değerlendirme yapmak gerekirse;

- Aynı özelliklere sahip, aynı işi yapan erkeklerin kadınlardan daha çok kazanıyor olması (Dünya Ekonomik Forumu tarafından da işaret edilen bu durum kadın erkek eşitliği araştırmasında en iyi nota sahip ülkelerde bile söz konusudur.)

- Benzer şekilde adil ve eşit olmayan terfi sistemleri uygulanıması,

- Kadınlara ve erkeklere biçilen rollerde cinsiyetçi yaklaşımlar olması,

- Taciz,

- Başarılarının arkasında farklı cinsiyetçi nedenler aranması,

- Kadınlığa yüklenen birçok toplumsal rol üzerinden sorgulanması; bekarsa evlenmesi, evliyse çocuk sahibi olması, çocukları varsa iş seyahatlerinden onlara yeterince zaman ayırıp ayıramadığı, nezaketini her koşulda koruması ve her durumda bakımlı olması vb. gibi…

Medyada her gün karşılaştığımız reklamlarda, evlilik programlarında, reality şovlarda ve dizilerle sürekli cinsiyetçi bir dile maruz kalıyoruz. Birçoğumuz da, bilinçaltımıza yerleşen bu dilin davranışlarımıza belki de istemeden yansıdığını görüyoruz.

TOPLANTIDA SÖZÜM SIK SIK KESİLDİ

Siz hangi engellerle karşılaştınız, tanık olduğunuz veya yaşadığınız enteresan durumlar var mı? Çalışan kadınlar- iş kadınları karşılaştıkları engelleri nasıl aşabilir?

Ben iş hayatımda birçok hemcinsime göre daha şanslı çevrelerde olduğumu düşünüyorum. Yine de kadın olmanın yarattığı bazen gözle görülür bazen de hissettiğim ayrımcılık örnekleriyle karşılaşmadım diyemem.

İlk aklıma gelen iki anımdan bahsedebilirim. Birincisi, kurumumu temsilen ve yeterli donanımla katıldığım resmi bir toplantıya ait. Toplantı salonuna bizlerden sonra gelen resmi yönetici diğer katılımcılardan farklı olarak elimi sıkmadan yerine geçmişti. Gerilmeme rağmen anlatmam gereken konuyu, belki de masa etrafında en iyi bilenlerden biri olmama rağmen, önce hemen söz verilmediği ve ardından defalarca sözüm kesildiği için aktarmakta güçlük çekmiştim. Ben de çözümü aslında iki cümleyle özetleyebileceğim şeyi, altını daha da doldurarak, daha güvenli bir ses tonuyla ısrarla anlatmakta buldum. Sonunda dikkat çekebilmiş ve dikkatle dinlenir olmuştum. Ancak tahminim o ki bir erkek olsaydım bu konuya hakim olduğumu bu şekilde ispatlamam gerekmeyecekti.

İkinci anekdotu çok kısaca anlatayım; büyük firmalardan birinin yöneticisi çekici bir iş fırsatıyla ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sormuştu. İkinci sorusu ise evlenmeyi düşünüp düşünmediğimdi; ki bu seçimle kariyerimle arasında bir ilişki kuramamıştım.

Çalışan kadınlar karşılaştıkları engellerin kendilerini eğip bükmesine izin vermemeli, her engelden bir ders çıkartarak ve daha da güçlenerek yollarına devam etmeye çalışmalılar. Kabul görmek için oldukları insan dışında bir kişiliğe veya görünüme evirilmemeliler. En önemli silahımız donanımımız; bilgi ve tecrübelerimizi geliştirmek için hiç sönmeyen bir alevle ilerlememiz gerekir. Birine veya bir şeylere yaslanan değil, kendi ayakları üzerinde durup her türlü mücadeleye göğüs gerebilecek kadınlar olarak engelleri aşmalıyız.

POZİTİF AYRIMCILIK YAPILMALI

İstihdamda daha fazla kadının yer alması için kadınlara bir çağrınız var mı? Kadın erkek eşitliğinin sağlanması için erkekler neler yapmalı, erkeklere bir çağrıda bulunur musunuz?

Bu toplumsal bir konu ve toplumun her bireyine de rol düşüyor. Toplumun kadınları ötekileştirmemesi, iş hayatına katılımı için engel değil destek olması, bu gelişimi sağlamak için gerektiğinde pozitif ayrımcılık yapması gerektiğine inanıyorum.

İster maddi ihtiyacı olsun, ister olmasın ben her kadının çalışmasının değerli olduğu görüşünde olanlardanım. Bu nedenle kadınlara çağrım kendilerini sürekli geliştirmeleri ve eğitmeleri, konfor alanlarının dışına çıkmaları, kendi finansal bağımsızlıklarını kazanmaları, göğüslerini gererek her türlü hak ve özgürlüklerinin inançlı birer savunucusu olmalarıdır.

Son Güncelleme: 04.06.2020 14:54
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.